Tapu İptal ve Tescil Davası: Muris Muvazaası ve TMK 1023 (2026)
Yazı İçeriği
- Tapu İptal ve Tescil Davası Nedir? Yolsuz Tescil (TMK 1025)
- Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası
- TMK 1023: İyiniyetli 3. Kişinin Kazanımının Korunması
- Vekalet Görevinin Kötüye Kullanılması Sebebiyle Tapu İptali
- Hile ve İrade Bozukluğu Nedeniyle Tapu Devrinin İptali Süresi
- Tapu İptal Davasında İhtiyati Tedbir (HMK 389)
- Görevli ve Yetkili Mahkeme
- Tapu İptal Sebeplerine Göre Zamanaşımı Karşılaştırması
- Sıkça Sorulan Sorular
- Avukat Hakkında
Muris muvazaası (mirastan mal kaçırma) nedeniyle açılan tapu iptal ve tescil davaları, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun yerleşik içtihadına göre herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi değildir; miras bırakanın ölümünden sonra her zaman açılabilir. TMK m. 1023 uyarınca, tapu kaydına güvenerek taşınmazı iyiniyetle edinen üçüncü kişinin kazanımı korunur; ancak vekilin, vekalet görevini kötüye kullanarak taşınmazı devretmesi hâlinde dahi Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre iyiniyetli üçüncü kişi yine korunur. Hile veya irade bozukluğuna dayalı iptal taleplerinde ise durumun öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıllık süre işler.
Tapu İptal ve Tescil Davası Nedir? Yolsuz Tescil (TMK 1025)
Tapu kaydı, çoğu durumda taşınmazın gerçek hukuki durumunu yansıtır; ancak miras, mahkeme kararı, zamanaşımı veya cebri icra gibi hâllerde mülkiyet hakkı tescilden önce doğabileceğinden, tapu kaydı bazen gerçeği yansıtmaz. TMK m. 1025 uyarınca, bir ayni hak yolsuz olarak tapu kütüğüne tescil edilmişse, bu tescil nedeniyle hak sahibi olamayan ilgili kişi, tescilin düzeltilmesini isteyebilir; yani kaydın iptal edilmesi ile gerçek hak sahibi adına yeniden tescil talep edilebilir. Bu düzeltme talebi, işte tapu iptal ve tescil davasının hukuki temelidir.
Yolsuz tescile yol açan sebepler çeşitlilik gösterir: mirasçıdan mal kaçırma amacıyla yapılan muvazaalı devirler (muris muvazaası), vekilin yetkisini aşarak veya kötüye kullanarak yaptığı devirler, hile, hata veya korkutma (irade bozukluğu) sonucu yapılan işlemler, sahte vekaletname veya sahte imza ile yapılan satışlar, kadastro hataları ve ehliyetsizlik hâlleri. Her bir sebep, farklı bir ispat yükü ve farklı bir zamanaşımı rejimine tabidir.

Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası
Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası
Muris muvazaası, miras bırakanın, mirasçılarını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği bir taşınmazını tapuda görünüşte satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi başka bir hukuki işlem olarak göstermesidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 10.10.2012 tarihli, 2012/1-492 Esas, 2012/696 Karar sayılı içtihadına göre bu muvazaa türü, niteliği itibarıyla nispi (mevsuf) muvazaadır: miras bırakan gerçekten bir sözleşme yapmak ve taşınmazını devretmek istemektedir, ancak gerçek amacını (bağışlama) gizleyerek iradesini başka bir işlem türü olarak açıklamaktadır.
Yargıtay’ın yerleşik ve istikrarlı uygulamasına göre, muris muvazaası nedeniyle açılan tapu iptal ve tescil davaları herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi değildir; miras bırakanın ölümünden sonra her zaman açılabilir. Hukuk Genel Kurulu’nun 2015/1313 ve 2022/1186 sayılı kararlarında, aradan otuz ya da kırk yılı aşan bir süre geçmiş olmasının dahi davanın hakkın kötüye kullanılması sayılarak reddedilmesini gerektirmediği açıkça vurgulanmıştır. Bunun sebebi, muris muvazaasının yapısal olarak bir yolsuz tescil doğurması ve işlemin baştan itibaren geçersiz (yok hükmünde) sayılmasıdır; mülkiyet hakkı, süre geçmesiyle ortadan kalkmaz. Bu davayı, saklı paylı olup olmadığına bakılmaksızın, miras hakkı zedelenen tüm mirasçılar açabilir. Uzun süre beklenmesi davayı hukuken engellemez, ancak zamanla tanıkların unutması veya delillerin kaybolması ispat sürecini güçleştirebileceğinden, davanın makul bir süre içinde açılmasında pratik fayda vardır.
TMK 1023: İyiniyetli 3. Kişinin Kazanımının Korunması
Muvazaalı işlemle taşınmazı devralan kişi, bu taşınmazı bir başka üçüncü kişiye satmışsa, bu ikinci alıcının hukuki durumu ayrıca değerlendirilmelidir. Türk Medeni Kanunu’nun 1023. maddesi, tapu kütüğündeki bir kayda güvenerek mülkiyet veya diğer bir ayni hak kazanan iyiniyetli üçüncü kişinin bu kazanımının korunacağını düzenler. Bu nedenle, taşınmazı devralan üçüncü kişi, önceki işlemin muvazaalı olduğunu bilmiyorsa ve bilmesi de gerekmiyorsa (iyiniyetli ise), TMK m. 1023 uyarınca kazanımı korunur ve tapu iptal edilemez; bu durumda dava, tapu iptal ve tescil davası olmaktan çıkar, mağdur mirasçılar yönünden alacak veya tazminat davasına dönüşür.
Buna karşılık üçüncü kişi, önceki işlemin muvazaalı olduğunu biliyor veya bilmesi gerekiyorsa (kötü niyetli ise), TMK m. 1023’ün koruması devreye girmez ve tapu iptali bu kişiye karşı da istenebilir. İyiniyetin varlığı, davanın en kritik ispat konularından biridir ve genellikle satış bedelinin rayiç değere uygunluğu, tarafların akrabalık ilişkisi ve devrin gerçekleştiği koşullar birlikte değerlendirilerek belirlenir.
Vekalet Görevinin Kötüye Kullanılması Sebebiyle Tapu İptali
Bir taşınmazın, malikin verdiği vekaletnameye istinaden vekil tarafından, malikin gerçek iradesine ve menfaatine aykırı biçimde, örneğin rayiç değerin çok altında bir bedelle ya da vekilin kendisine veya yakınlarına devredilmesi, “vekalet görevinin kötüye kullanılması” olarak nitelendirilir ve tapu iptal ve tescil davasına konu olabilir. Bu davalarda temel tartışma noktası, taşınmazı vekilden devralan üçüncü kişinin bu kötüye kullanımı bilip bilmediğidir.
Yargıtay’ın bu konudaki uygulaması, muris muvazaasından farklı bir sonuca ulaşır: vekilin görevini kötüye kullanarak yaptığı devirlerde de, tapu kaydına güvenerek işlem yapan ve kötüye kullanmayı bilmeyen veya bilmesi gerekmeyen (iyiniyetli) üçüncü kişinin kazanımı, TMK m. 1023 uyarınca korunur; çünkü bu hüküm, tapu siciline duyulan güveni korumayı amaçlayan mutlak nitelikte bir düzenlemedir. Bu nedenle vekalet görevinin kötüye kullanılması nedeniyle tapu iptali davalarında, davanın yalnızca vekile ve kötüye kullanmayı bilen veya bilmesi gereken kişilere karşı başarılı olabileceği, tapu kaydına güvenerek işlem yapan gerçekten iyiniyetli alıcılara karşı ise davanın genellikle tazminat talebine dönüştüğü unutulmamalıdır.
Hile ve İrade Bozukluğu Nedeniyle Tapu Devrinin İptali Süresi
Muris muvazaası ve vekaletin kötüye kullanılmasından farklı olarak, hile (aldatma), hata veya korkutma (ikrah) gibi irade bozukluğu hâllerine dayanan tapu devri iptali talepleri, kanunda öngörülen kısa bir hak düşürücü süreye tabidir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 39. maddesi uyarınca, hata veya hile ile ya da korkutma sonucunda sözleşme yapan taraf, bu durumu öğrendiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten itibaren 1 yıl içinde sözleşmeyle bağlı olmadığını karşı tarafa bildirmesi ve buna dayanarak dava açması gerekir; bu süre içinde hareket edilmezse, sözleşme onanmış sayılır ve iptal hakkı düşer.
Tapu İptal Davasında İhtiyati Tedbir (HMK 389)
Tapu iptal ve tescil davası açılırken en büyük risklerden biri, dava süresince taşınmazın davalı tarafından üçüncü bir kişiye satılması veya üzerine ipotek konulmasıdır; bu durumda, yukarıda açıklandığı gibi TMK m. 1023 uyarınca iyiniyetli yeni alıcının kazanımı korunabilir ve davacı, dava konusu taşınmazı geri alamayabilir. Bu riski önlemek için, dava dilekçesiyle birlikte veya dava sırasında HMK m. 389 ve devamı maddeleri uyarınca ihtiyati tedbir talep edilmesi büyük önem taşır.
Mahkemeden talep edilecek ihtiyati tedbir, tapu kaydına “davalı” şerhi işlenmesi veya doğrudan taşınmaz üzerine devir ve temlikin (satış, ipotek, hacir gibi) önlenmesi yönünde bir tedbir konulması şeklinde olabilir. Tedbir talebinde bulunan tarafın, alacağının veya hakkının varlığını yaklaşık olarak ispatlaması ve talep hâlinde mahkemenin belirlediği teminatı yatırması gerekir. Tapu kaydına işlenen bu tür bir tedbir şerhi, üçüncü kişilerin taşınmazı iyiniyetle edindiklerini iddia etmesini önemli ölçüde zorlaştırır; çünkü şerhten sonra taşınmazı edinen kişi, artık davanın varlığından haberdar sayılır ve iyiniyet iddiasında bulunamaz.
Görevli ve Yetkili Mahkeme
Tapu iptal ve tescil davalarında görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise, dava taşınmazın aynına (mülkiyetine) ilişkin olduğundan, kesin yetki kuralı gereği taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir; bu yetki kuralı, taraflar arasında bir anlaşmayla değiştirilemez. Dava birden fazla taşınmazı kapsıyorsa, taşınmazlardan herhangi birinin bulunduğu yer mahkemesinde dava açılabilir. Dava değeri, taşınmazın güncel rayiç değeri üzerinden belirlenir ve nispi harca tabidir; harcın eksiksiz ve doğru hesaplanması, davanın usulüne uygun ilerlemesi için önemlidir.

Tapu İptal Sebeplerine Göre Zamanaşımı Karşılaştırması
Tapu İptal Sebeplerine Göre Zamanaşımı Karşılaştırması
| Dava Sebebi | Zamanaşımı/Süre | İyiniyetli 3. Kişiye Etkisi (TMK 1023) |
|---|---|---|
| Muris Muvazaası | Yoktur, her zaman açılabilir | Kazanım korunur, dava tazminata dönüşür |
| Vekaletin Kötüye Kullanılması | Genel zamanaşımı kuralları uygulanır | Kazanım korunur (mutlak nitelikte koruma) |
| Hile, Hata, Korkutma | Öğrenmeden itibaren 1 yıl (TBK m. 39) | Kazanım korunur, süre kaçırılırsa hak düşer |
Sıkça Sorulan Sorular
Muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil davasında zamanaşımı veya hak düşürücü süre var mıdır?
Hayır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun yerleşik içtihadına göre bu davalar herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi değildir; miras bırakanın ölümünden sonra her zaman açılabilir. Ancak zamanla delillerin kaybolma riski nedeniyle davanın gecikmeden açılması ispat açısından faydalıdır.
Vekaletnamenin kötüye kullanılması durumunda 3. kişinin iyiniyetli olması tapuyu korur mı? (TMK m. 1023)
Evet. Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre, vekilin görevini kötüye kullanarak yaptığı devirlerde de, tapu kaydına güvenerek işlem yapan ve kötüye kullanmayı bilmeyen iyiniyetli üçüncü kişinin kazanımı TMK m. 1023 uyarınca korunur; çünkü bu hüküm tapu siciline duyulan güveni korumayı amaçlayan mutlak nitelikte bir düzenlemedir.
Tapu iptal davası açarken taşınmazın başkasına satılmaması için ihtiyati tedbir kararı nasıl alınır?
Dava dilekçesiyle birlikte veya dava sırasında HMK m. 389 uyarınca ihtiyati tedbir talep edilebilir. Talep hâlinde ve şartların varlığı hâlinde mahkeme, taşınmaz üzerine devir ve temlikin önlenmesi yönünde tedbir kararı verir; bu şerh tapu kaydına işlendiğinde, sonradan taşınmazı edinen kişi davanın varlığından haberdar sayılır ve iyiniyet iddiasında bulunamaz.
Sahte vekaletname ile yapılan satışlarda tapu idaresinin veya devralan kişinin hukuki sorumluluğu nedir?
Sahte vekaletnameye dayalı işlem, hukuken hiç var olmamış (yok hükmünde) sayılır; taşınmazı bu şekilde devralan kişi, tapu kaydına güvendiğini ileri sürse dahi kural olarak TMK m. 1023’ün korumasından yararlanamaz, çünkü işlemin temelinde geçerli bir hukuki işlem bulunmamaktadır. Tapu idaresinin sorumluluğu ise, kayıt sırasında gerekli özenin gösterilip gösterilmediğine bağlı olarak ayrıca değerlendirilir ve zarar gören kişi, koşulları varsa devlet aleyhine tazminat davası açabilir.
Mülkiyet Hakkınızı Zamanında Koruyun
Dava sebebinin doğru tespiti ve ihtiyati tedbir talebinin zamanında yapılması, taşınmazın üçüncü kişilere devredilerek elden çıkmasını önler. Miras yoluyla intikal eden taşınmazlardaki ortaklık uyuşmazlıkları için Ortaklığın Giderilmesi yazımızı da inceleyebilir, sürecinizi Küçükçekmece Avukat kadrosuyla birlikte yönetmek için bize ulaşabilirsiniz.
Avukat Hakkında
Av. Muhammet Sarıkaya
Avukat Muhammet Sarıkaya, 1995 yılında İstanbul’da doğmuştur. 2014 yılında başladığı Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni 2018 yılında tamamlamış, 2019 yılında avukatlık stajını bitirerek İstanbul Barosu’na 68766 sicil numarasıyla kayıtlı olarak mesleğe başlamıştır.
Ceza hukuku, aile hukuku, miras hukuku, idare hukuku ve tazminat hukuku alanlarında bireysel ve kurumsal müvekkillere hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır. Güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarını yakından takip ederek hukukun üstünlüğü ve mesleki etik ilkeleri çerçevesinde çözüm odaklı bir yaklaşım benimser.
Avukat Doğrulama: Av. Muhammet Sarıkaya, İstanbul Barosu’na 68766 sicil numarası ile kayıtlıdır. Avukat baro doğrulaması için tıklayın.
Bu yazı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2012/1-492 E., 2012/696 K.; 2013/1-2302 E., 2015/1313 K.; 2020/345 E., 2022/1186 K. ve 2023/1-855 E., 2023/1073 K. sayılı kararları ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1023 ve 1025. maddeleri ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 39. maddesi esas alınarak hazırlanmıştır.