Aile Hukuku
Anlaşmalı Boşanma Davası

Anlaşmalı Boşanma Davası Nasıl Açılır?  Yayın Tarihi: 02.07.2026 | Yazar: Av. Muhammet Sarıkaya | Kategori: Aile Hukuku – Boşanma Hukuku

Anlaşmalı Boşanma Davası Nasıl Açılır? (Kısa ve Net Cevap)

Anlaşmalı boşanma davası, en az 1 yıl sürmüş evliliklerde, eşlerin boşanmanın tüm sonuçlarını (nafaka, tazminat, velayet, kişisel ilişki) düzenleyen bir protokol imzalayıp dava dilekçesi ekinde Aile Mahkemesine sunmasıyla açılır. TMK m.166/3’e dayanan bu davada hakim, tarafları duruşmada bizzat dinler ve protokolü uygun bulursa tek celsede boşanmaya karar verir. Avukat ile takip edilen dosyalarda dava açılışından karara ortalama 1 hafta ila 1 ay içinde sonuç alınır; kesinleşme ve nüfusa tescil ile birlikte toplam süreç çoğunlukla 1 ayı geçmez.

Bir müvekkil çiftim ilk görüşmeye birlikte gelmişti. İkisi de yorgundu ama kavgalı değillerdi; kadın şöyle dedi: “Avukat Bey, biz her şeyde anlaştık. Tek istediğimiz bu işin aylarca sürmemesi ve mahkeme koridorlarında yıpranmamak.” İki hafta sonra tek celsede boşandılar. Anlaşmalı boşanmanın gücü tam olarak budur: Doğru hazırlanmış bir protokol ve doğru yürütülen bir süreçle, hayatınızın en zor kararlarından biri en az yıpratıcı şekilde sonuçlanır. Ancak aynı davanın, yanlış yazılmış tek bir protokol maddesi yüzünden yıllar sürecek yeni davalara kapı araladığına da defalarca tanık oldum.

Bu rehberde anlaşmalı boşanma davası nasıl açılır, şartları nelerdir, protokolde neler bulunmalı, dava ne kadar sürer ve Yargıtay bu davalara nasıl bakar; hepsini bir avukat gözünden, 19 emsal Yargıtay kararının tam metinleri ve her kararın altındaki uygulama özetlerimle birlikte adım adım anlatıyorum.

1. Anlaşmalı Boşanma Davası Nedir? Hukuki Dayanağı

Anlaşmalı boşanma davası, eşlerin evlilik birliğini sona erdirme konusunda ve boşanmanın tüm hukuki sonuçlarında ortak iradeyle uzlaşarak açtıkları boşanma davasıdır. Hukuki dayanağı 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 166. maddesinin 3. fıkrasıdır: Evlilik en az bir yıl sürmüşse, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır.

Kanunun bu düzenlemesi bir karineye dayanır: Bir yılını doldurmuş bir evlilikte her iki eş de boşanmak istiyorsa, artık evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını ayrıca ispatlamaya gerek yoktur. Bu yüzden anlaşmalı boşanmada kusur araştırması yapılmaz, tanık dinlenmez, deliller toplanmaz. Kanun metninin güncel haline mevzuat.gov.tr adresinden ulaşabilirsiniz.

Ancak “anlaşmalı” kelimesi yanıltmasın: Bu dava kendiliğinden yürüyen bir formalite değildir. Hakim tarafları bizzat dinlemek, iradelerin serbestçe açıklandığına kanaat getirmek ve protokolü çocukların menfaati yönünden denetlemek zorundadır. Aşağıda tam metinlerini okuyacağınız Yargıtay kararları, bu denetimin hiç de şekli olmadığını gösterir.

2. Anlaşmalı Boşanmanın 4 Şartı

TMK m.166/3 uyarınca anlaşmalı boşanmaya karar verilebilmesi için dört şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir:

  • Evlilik en az 1 yıl sürmüş olmalıdır. Süre, resmi nikah tarihinden dava tarihine kadar hesaplanır. 1 yıl dolmamışsa anlaşmalı boşanma mümkün değildir; bu durumda dava ancak genel hükümlere göre çekişmeli olarak açılabilir ve evlilik birliğinin temelinden sarsıldığının ispatı gerekir.
  • Eşler mahkemeye birlikte başvurmalı veya biri diğerinin açtığı davayı kabul etmelidir. Uygulamada genellikle bir eş dava açar, diğeri duruşmada davayı kabul eder.
  • Hakim tarafları bizzat dinlemelidir. Bu şart vekille aşılamaz; her iki eşin de duruşmaya katılması zorunludur. Yargıtay, yalnızca avukat beyanıyla verilen anlaşmalı boşanma kararlarını bozmaktadır.
  • Hakim, boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumuna ilişkin düzenlemeyi (protokolü) uygun bulmalıdır. Hakim gerekli gördüğü değişiklikleri önerebilir; ancak bu değişiklikler ancak tarafların açıkça kabulü ile hüküm doğurur.

3. Anlaşmalı Boşanma ile Çekişmeli Boşanma Farkı

İki dava türü arasındaki temel farklar şunlardır:

  • Süre: Anlaşmalı boşanma çoğunlukla tek celsede, dava açılışından itibaren 1 hafta ila 1 ay içinde sonuçlanır; çekişmeli boşanma ise ortalama 1 ila 3 yıl sürer.
  • Kusur: Anlaşmalı boşanmada kusur araştırması yapılmaz; çekişmeli boşanmada kusur, nafaka ve tazminatın belirleyicisidir.
  • İspat: Anlaşmalı boşanmada tanık ve delil gerekmez; çekişmeli boşanmada her iddia ispata muhtaçtır.
  • Maliyet ve yıpranma: Anlaşmalı boşanma hem ekonomik hem duygusal olarak çok daha az yıpratıcıdır; özel hayat mahkeme tutanaklarına dökülmez.
  • Dönüşüm: İki yol arasında geçiş mümkündür. Çekişmeli açılan dava, yargılamanın her aşamasında (istinaf ve temyizde bile) anlaşmalıya dönüştürülebilir; anlaşmalı boşanmada taraflardan birinin karar kesinleşmeden vazgeçmesi halinde ise dava çekişmeliye döner. Her iki durumun da emsal kararlarını aşağıda bulacaksınız.

Hangi yolun sizin için doğru olduğu, eşinizle gerçekten “her konuda” anlaşıp anlaşamadığınıza bağlıdır. Görünüşte anlaşmış çiftlerin, protokol masasına oturunca mal paylaşımında veya velayette ayrıştığına çok tanık oldum. Bu değerlendirmeyi dava açmadan yapmak için bir Küçükçekmece Avukat desteği almak, hem yanlış dava türüyle zaman kaybetmenizi hem de geri dönülmez hak kayıplarını önler.

4. Anlaşmalı Boşanma Protokolünde Bulunması Gerekenler

Protokol, anlaşmalı boşanmanın kalbidir ve Yargıtay kararlarının çoğu protokol hatalarından doğar. Eksiksiz bir anlaşmalı boşanma protokolünde şu başlıklar mutlaka düzenlenmelidir:

  • Boşanma iradesi: Tarafların boşanma konusundaki açık beyanı
  • Yoksulluk nafakası: Talep varsa miktarı ve artış oranı; talep yoksa feragat beyanının açıkça yazılması (bu beyanın kesin sonuç doğurduğunu aşağıdaki HGK kararında göreceksiniz)
  • Maddi ve manevi tazminat: Miktarlar veya karşılıklı feragat
  • Velayet: Müşterek çocukların velayetinin hangi tarafta kalacağı
  • Kişisel ilişki: Velayeti almayan tarafın çocukla görüşme günleri, bayram, yarıyıl ve yaz tatili düzenlemesi
  • İştirak nafakası: Çocuk için ödenecek aylık nafaka, artış oranı ve eğitim giderlerine katılım
  • Mal rejiminin tasfiyesi: Hangi malın kime kalacağı; taşınmaz ve araç devirleri tapu ve plaka bilgisiyle; mal rejiminden doğan haklardan feragat edilecekse bunun açık, kesin ve tereddütsüz yazılması (“paylaşacak malımız yoktur” gibi genel ifadelerin neden yeterli olmadığını iki ayrı HGK kararında okuyacaksınız)
  • Ziynet eşyaları: Düğün takılarına ilişkin açık düzenleme
  • Ev eşyaları ve ortak borçlar: Paylaşım ve ödeme planı
  • Soyadı: Kadının evlilik soyadını kullanmaya devam edip etmeyeceği

Meslek hayatımda gördüğüm en pahalı hatalar, iki üç sayfalık özensiz protokollerden çıkmıştır. Protokolde açıkça düzenlenmeyen her konu, boşanmadan sonra yeni bir davanın konusu olabilir; açık olmayan her feragat ifadesi ise yıllar sonra aleyhinize veya lehinize yorumlanabilir. Protokol, internetten indirilen şablonlarla değil, sizin mal varlığınıza ve aile yapınıza göre terzi işi hazırlanmalıdır.

Anlaşmalı Boşanma Davası

Protokolünüzü imzalamadan önce mutlaka inceletin. Tek bir eksik madde, yıllar sürecek yeni davalar doğurabilir.

Avukata Danışın (WhatsApp)

5. Gerekli Belgeler

  • Dava dilekçesi (HMK m.119’a uygun)
  • Islak imzalı anlaşmalı boşanma protokolü (dilekçe ekinde sunulur)
  • Tarafların kimlik fotokopileri ve nüfus kayıt örneği
  • Varsa müşterek çocuklara ilişkin bilgiler
  • Protokolde taşınmaz veya araç devri varsa tapu ve ruhsat bilgileri
  • Avukat ile takip edilecekse boşanma davası açma yetkisini içeren, fotoğraflı özel vekaletname

Dikkat: Boşanma vekaletnamesi, nüfus cüzdanı ve iki fotoğrafla noterde çıkarılan özel nitelikli bir vekaletnamedir; genel vekaletname bu dava için yeterli değildir.

6. 12 Adımda Anlaşmalı Boşanma Davası Süreci (İnfografik)

Anlaşmalı boşanma davası nasıl açılır sorusunun cevabı, aşağıdaki 12 adımlık süreçte özetlenmiştir. İnfografiğin ardından her adımı avukat pratiğinden notlarla açıklıyorum:

ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASI: 12 ADIM

01

Şartların KontrolüEvlilikte 1 yılın dolmuş olması

02

Tüm Sonuçlarda AnlaşmaNafaka, tazminat, velayet, mal paylaşımı

03

Protokolün HazırlanmasıTüm başlıklar açık ve net düzenlenir

04

Dava DilekçesiProtokol dilekçe ekinde sunulur

05

Mahkemenin BelirlenmesiAile Mahkemesi; her ilde açılabilir

06

Harç ve MasraflarTevzi bürosu ve vezne işlemleri

07

Tensip ve Duruşma GünüYakın tarihe duruşma verilir

08

Duruşmaya Bizzat KatılımHer iki eş de hazır bulunmak zorunda

09

Hakimin İncelemesiİradeler dinlenir, protokol denetlenir

10

Boşanma KararıÇoğunlukla tek celsede

11

Feragat ve Kesinleşmeİstinaftan feragat ile hızlı kesinleşme

12

Nüfusa TescilBoşanmanın kütüğe işlenmesi

sarikayakarayhukuk.com – Anlaşmalı Boşanma Davası Rehberi 2026

Adım 1: Şartların Kontrolü

Evliliğin resmi nikahtan itibaren 1 yılı doldurup doldurmadığı kontrol edilir. 1 yıl dolmamışsa anlaşmalı boşanma yolu kapalıdır; alternatif stratejiler (çekişmeli dava veya sürenin dolmasını beklemek) değerlendirilir.

Adım 2: Tüm Sonuçlarda Anlaşmanın Sağlanması

Eşlerin yalnızca “boşanalım” demesi yetmez; nafaka, tazminat, velayet, kişisel ilişki, mal paylaşımı ve ziynet dahil her konuda uzlaşma sağlanmalıdır. Tek bir konuda dahi uyuşmazlık varsa dava anlaşmalı olarak sonuçlanamaz.

Adım 3: Protokolün Hazırlanması

Uzlaşılan tüm konular, yukarıda saydığım başlıkların tamamını kapsayacak şekilde, açık ve infazı mümkün ifadelerle protokole dökülür ve her iki eş tarafından imzalanır.

Adım 4: Dava Dilekçesinin Yazılması

HMK m.119’a uygun dilekçe hazırlanır; protokol dilekçenin ekinde mahkemeye sunulur. Dilekçede TMK m.166/3’e dayanıldığı açıkça belirtilir.

Adım 5: Mahkemenin Belirlenmesi

Görevli mahkeme Aile Mahkemesidir; Aile Mahkemesi bulunmayan yerlerde Asliye Hukuk Mahkemesi bu sıfatla görev yapar. Anlaşmalı boşanmada yetki kesin olmadığından dava, taraflara kolaylık sağlayacak herhangi bir ildeki Aile Mahkemesinde açılabilir.

Adım 6: Harç ve Masrafların Yatırılması

Dilekçe tevzi bürosuna verilir; başvuru harcı, peşin harç ve gider avansı yatırılır. Anlaşmalı boşanmada tanık ve keşif gideri olmadığından masraflar çekişmeli davaya göre düşüktür.

Adım 7: Tensip Zaptı ve Duruşma Günü

Mahkeme tensip zaptını düzenler ve duruşma günü verir. Avukatla takip edilen dosyalarda mahkemenin yoğunluğuna göre çok yakın tarihlere gün alınabilmektedir; süreç UYAP üzerinden anlık izlenir.

Adım 8: Duruşmaya Bizzat Katılım

Her iki eş de duruşmada hazır bulunmak zorundadır. Bu, anlaşmalı boşanmanın pazarlık edilemez şartıdır; Yargıtay, yalnızca vekil beyanıyla verilen kararları bozmaktadır. Avukatınız süreci yönetir ama beyanı siz verirsiniz.

Adım 9: Hakimin İncelemesi

Hakim tarafları dinler, iradelerin baskı altında olmadan açıklandığına kanaat getirir ve protokolü özellikle çocukların menfaati yönünden denetler. Değişiklik gerekli görürse önerir; öneriler ancak tarafların açık kabulüyle hükme geçer.

Adım 10: Boşanma Kararı

Şartlar tamamsa mahkeme tek celsede boşanmaya karar verir ve protokol hükümlerini karara eksiksiz geçirir. Protokolün karara eksik yansıtılması bozma sebebidir.

Adım 11: İstinaftan Feragat ve Kesinleşme

Gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık istinaf süresi vardır. Tarafların istinaf hakkından feragat dilekçesi vermesiyle karar beklemeden kesinleştirilebilir; bu, süreci haftalarca kısaltan kritik bir hamledir. Unutmayın: Karar kesinleşene kadar taraflardan biri anlaşmadan dönebilir.

Adım 12: Nüfusa Tescil

Kesinleşen karar mahkemece nüfus idaresine bildirilir ve boşanma kütüğe işlenir. Boşanma hukuken bu tescille değil kesinleşmeyle sonuç doğurur; ancak yeni medeni durumun resmi kayıtlara yansıması bu adımla tamamlanır.

7. Anlaşmalı Boşanma Davası Ne Kadar Sürer?

Anlaşmalı boşanma, Türk hukukundaki en hızlı sonuçlanan dava türlerindendir. Uygulamadaki gerçek süreler şöyledir:

  • Dava açılışından duruşmaya: Mahkemenin yoğunluğuna göre 1 hafta ila 1 ay. İstanbul adliyelerinde avukat takibiyle yakın tarihli gün alınabilmektedir.
  • Duruşma: Protokol eksiksizse tek celse; duruşma çoğunlukla 10-15 dakika sürer.
  • Kesinleşme: İstinaftan feragat edilirse birkaç gün; feragat edilmezse tebligat ve 2 haftalık sürenin dolmasıyla yaklaşık 3-5 hafta.
  • Toplam: Avukatla yürütülen ve feragat verilen dosyalarda süreç çoğunlukla 2 hafta ila 1 ay içinde nüfus tesciline kadar tamamlanır. Avukatsız dosyalarda protokol eksiklikleri, duruşmada beyan hataları ve kesinleştirme işlemlerinin bilinmemesi nedeniyle bu süre 2-4 aya uzayabilmektedir.

8. Dava Masrafları ve Avukatlık Ücreti (2026)

  • Başvuru harcı, peşin harç ve gider avansı: Her yıl güncellenen tarifelere göre belirlenir; anlaşmalı boşanmada tanık ve bilirkişi gideri olmadığından toplam masraf çekişmeli davadan belirgin şekilde düşüktür.
  • Vekaletname masrafı: Noterde düzenlenen fotoğraflı boşanma vekaletnamesi bedeli.
  • Avukatlık ücreti: Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin altında olmamak üzere, protokolün kapsamına ve mal varlığının niteliğine göre serbestçe kararlaştırılır.
Uyarı: Danışmanlık Ücretlidir. Avukatlık Kanunu gereği hukuki danışmanlık hizmeti ücrete tabidir; ücretsiz danışmanlık verilmesi meslek kurallarına aykırıdır. Güncel tarife için TBB 2025-2026 Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi sayfasını inceleyebilirsiniz.

9. Dava Künyesi: Özet Tablo

Anlaşmalı Boşanma Davası Özet Bilgileri (2026)
Konu Bilgi
Hukuki dayanak TMK m.166/3
Görevli mahkeme Aile Mahkemesi (yoksa Asliye Hukuk Mahkemesi)
Yetkili mahkeme Kesin yetki yok; taraflara uygun herhangi bir il
Temel şartlar 1 yıllık evlilik, ortak başvuru veya kabul, bizzat dinlenme, protokolün uygun bulunması
Zorunlu belge İmzalı anlaşmalı boşanma protokolü
Duruşma Her iki eşin bizzat katılımı zorunlu; çoğunlukla tek celse
Ortalama süre Avukat ile 2 hafta – 1 ay; avukatsız 2-4 ay
Vekaletname Fotoğraflı, boşanma yetkisi içeren özel vekaletname
Vazgeçme Karar kesinleşene kadar mümkün; dava çekişmeliye döner
Karar sonrası Kesinleşme, nüfusa tescil, kadın için 300 günlük iddet müddeti

10. 19 Emsal Yargıtay Kararı ve Avukat Özetleri

Anlaşmalı boşanma davalarında uyuşmazlıkların neredeyse tamamı, protokol hataları ve kesinleşme öncesi vazgeçmelerden doğar; Yargıtay içtihatları da bu davaların gerçek yol haritasıdır. Aşağıda, büromuzun dosyalarında dayanak olarak kullandığımız 19 emsal kararın tam metin değerlendirmelerini ve her kararın altında uygulamaya dönük özetimi bulacaksınız:

Anlaşmalı Boşanma Protokolünü Hâkim Değiştirebilir Mi?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında, anlaşmalı boşanma davalarında hâkimin taraflar arasında imzalanan protokolü tek taraflı olarak değiştiremeyeceğini ve özellikle çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin hükümlerde tarafların iradesinin mutlaka yeniden alınması gerektiğini vurgulamıştır.

Somut olayda taraflar, anlaşmalı boşanma kapsamında çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin süreleri de içeren bir protokol hazırlayarak mahkemeye sunmuştur. Ancak ilk derece mahkemesi, protokolde yer alan kişisel ilişki düzenlemesini uygun görmeyerek tarafların kabul ettiği sürelerde değişiklik yapmış ve buna rağmen tarafların bu yeni düzenleme hakkındaki görüşlerini almadan anlaşmalı boşanmaya karar vermiştir.

Yargıtay, bu uygulamanın Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesinde düzenlenen anlaşmalı boşanma sistemine aykırı olduğunu değerlendirmiştir. Çünkü anlaşmalı boşanmanın temelini tarafların tüm sonuçlar üzerinde serbest iradeleriyle uzlaşmış olmaları oluşturur. Hâkim, protokolde yer alan düzenlemeleri çocuk yararı veya kamu düzeni bakımından uygun bulmayabilir. Ancak bu durumda yapması gereken, uygun görmediği hususları gerekçeleriyle açıklayarak taraflara yeni bir düzenleme önermektir.

Taraflar hâkimin önerdiği değişikliği açıkça kabul ederse anlaşmalı boşanma kararı verilebilir. Buna karşılık taraflardan biri önerilen değişikliği kabul etmezse artık taraflar arasında tam bir anlaşmadan söz edilemeyeceğinden, mahkemenin doğrudan anlaşmalı boşanmaya karar vermesi mümkün değildir. Bu durumda uyuşmazlık çekişmeli hale gelir ve tarafların delilleri toplanarak genel boşanma hükümlerine göre yargılamaya devam edilmesi gerekir.

Karar, özellikle uygulamada sıkça karşılaşılan “hâkimin protokolde küçük değişiklikler yapabileceği” düşüncesine önemli bir sınır getirmektedir. Çocuğun üstün yararı gereği kişisel ilişki düzenlemesi değiştirilecek olsa bile, bu değişiklik tarafların açık rızası alınmadan hükme bağlanamaz. Hâkimin tek taraflı müdahalesi, anlaşmalı boşanmanın irade serbestisi ilkesini ortadan kaldıracağından hukuka aykırı kabul edilmektedir.

Karşı oy yazısında da dikkat çekici bir değerlendirme yapılmıştır. Karşı oy sahibi üyeye göre, mahkemenin yaptığı değişiklik taraflardan biri tarafından temyiz edilerek kabul edilmediğine göre artık anlaşmalı boşanmanın temel şartı olan ortak irade ortadan kalkmıştır. Bu nedenle yalnızca kişisel ilişki yönünden bozma kararı verilmesi yerine, davanın çekişmeli boşanma hükümlerine göre görülmesi gerektiği ifade edilmiştir.

Bu karar, anlaşmalı boşanma protokolünün hâkim tarafından değiştirilmesi halinde izlenecek usulü açıkça ortaya koyması bakımından uygulamada yol gösterici niteliktedir. Özellikle velayet, iştirak nafakası ve çocukla kişisel ilişki gibi konularda mahkemenin gerekli gördüğü değişikliklerin ancak tarafların açık kabulü ile hükme bağlanabileceğini ortaya koyan önemli emsal kararlardan biridir.

Kararın Künyesi

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi
Esas No: 2013/20489
Karar No: 2014/3473
Karar Tarihi: 20.02.2014

Av. Muhammet Sarıkaya Özeti: Hakim, tarafların imzaladığı protokolü tek taraflı değiştiremez. Uygun bulmadığı hükümler için gerekçeli değişiklik önerir; taraflardan biri kabul etmezse ortak irade kalkar ve dava çekişmeli boşanma olarak sürdürülür. Özellikle velayet ve kişisel ilişki hükümlerinde tarafların açık rızası alınmadan kurulan hükümler bozulmaktadır.

Anlaşmalı Boşanmadan Sonra “Kandırıldım” Diyerek Yargılamanın İadesi İstenebilir Mi?

Anlaşmalı boşanma kararından sonra eşlerden birinin, “büyü yapıldı”, “kandırıldım”, “boşanırsak tekrar evleneceğiz denildi” gibi iddialarla yargılamanın iadesini talep etmesi tek başına yeterli değildir. Yargıtay, anlaşmalı boşanma kararlarının ancak HMK’da sınırlı olarak sayılan yargılamanın iadesi sebeplerinin varlığı halinde yeniden incelenebileceğini vurgulamaktadır.

İncelenen olayda davacı kadın, eşinin kendisini manevi baskı ve hileyle anlaşmalı boşanmaya ikna ettiğini, boşanmanın ardından yeniden evleneceklerini söylediğini ve bu nedenle protokolü imzaladığını ileri sürerek yargılamanın iadesini talep etmiştir. Ayrıca iradesinin sakatlandığını belirterek boşanmanın mali sonuçları ile velayet ve tazminat taleplerinin yeniden değerlendirilmesini istemiştir.

Yargıtay ise öncelikle anlaşmalı boşanma yargılamasının niteliğine dikkat çekmiştir. Tarafların mahkeme huzurunda bizzat dinlendiği, kimliklerinin doğrulandığı, anlaşmalı boşanma protokolünü kendi özgür iradeleriyle kabul ettiklerini beyan ettikleri ve hatta kanun yolundan feragat ederek kararın kesinleşmesini istedikleri durumlarda, sonradan ileri sürülen soyut irade sakatlığı iddialarının tek başına yargılamanın iadesi sebebi oluşturmayacağını belirtmiştir.

Kararda ayrıca, HMK’nın 375. maddesinde sayılan yargılamanın iadesi sebeplerinin sınırlı olduğu, irade sakatlığı, aldatılma veya pişmanlık gibi iddiaların bu maddede bağımsız bir yargılamanın iadesi sebebi olarak düzenlenmediği açıkça ifade edilmiştir. Bu nedenle, anlaşmalı boşanmadan sonra taraflardan birinin kararından vazgeçmesi veya boşanma kararını yanlış verdiğini düşünmesi, tek başına kesinleşmiş hükmün ortadan kaldırılmasına imkân vermez.

Yargıtay ayrıca, yargılamanın iadesi taleplerinde öngörülen hak düşürücü sürelerin de titizlikle uygulanması gerektiğini vurgulamıştır. Somut olayda davacının başvurusu, kanunda öngörülen üç aylık hak düşürücü süre geçtikten sonra yapıldığından bu yönüyle de talebin dinlenmesi mümkün görülmemiştir.

Bu karar, anlaşmalı boşanma kararlarının kolaylıkla geri alınamayacağını göstermesi bakımından önemlidir. Taraflar mahkeme huzurunda serbest iradeleriyle beyanda bulunmuş ve karar kesinleşmişse, daha sonra ileri sürülen kişisel pişmanlıklar veya soyut aldatılma iddiaları, HMK’da düzenlenen olağanüstü kanun yolu olan yargılamanın iadesi için yeterli kabul edilmemektedir.

Kararın Künyesi: T.C. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/1455, K. 2024/7592, T. 21.10.2024.

Av. Muhammet Sarıkaya Özeti: Kesinleşmiş anlaşmalı boşanma, ‘kandırıldım’ gibi soyut iddialarla geri alınamaz. Yargılamanın iadesi ancak HMK m.375’te sınırlı sayılan sebeplerle ve 3 aylık hak düşürücü süre içinde istenebilir; duruşmada özgür iradeyle verilen beyan sonradan pişmanlıkla ortadan kaldırılamaz. Bu yüzden protokolü imzalamadan önce her maddeyi bir avukatla değerlendirmek hayati önemdedir.

Anlaşmalı Boşanma Protokolü Mahkeme Kararında Eksik Yazılırsa Boşanma Kararı Bozulur Mu?

Anlaşmalı boşanma davalarında mahkeme, tarafların üzerinde uzlaştığı protokolü hükme aynen veya tarafların kabul ettiği şekliyle yansıtmak zorundadır. Tarafların duruşmada değiştirdiği veya eklediği protokol hükümlerinin karar metnine geçirilmemesi, Yargıtay tarafından bozma sebebi olarak kabul edilmektedir. Ayrıca anlaşmalı boşanmadan, yalnızca irade sakatlığı (hata, hile veya korkutma gibi) ispat edilmediği sürece sonradan dönülmesi de mümkün değildir.

Somut olayda taraflar, anlaşmalı boşanma davası sırasında ortak hazırladıkları protokolde mal paylaşımına ilişkin hükümleri duruşmada değiştirerek iki adet taşınmazın davacı tarafından davalıya devredilmesi konusunda anlaşmaya varmıştır. Ancak ilk derece mahkemesi, boşanmaya karar verirken bu değişikliği hüküm fıkrasına yansıtmamıştır.

Yargıtay, tarafların duruşmada açıkladıkları ortak iradenin mahkeme kararında eksiksiz şekilde yer almasının zorunlu olduğunu vurgulamıştır. Mahkemenin, tarafların üzerinde uzlaştığı taşınmaz devrine ilişkin hükmü kararına yazmaması usul ve yasaya aykırı bulunmuş ve karar bu nedenle bozulmuştur.

Kararda ayrıca önemli bir hukuki ilkeye daha dikkat çekilmiştir. Yargıtay, anlaşmalı boşanmaya ilişkin irade mahkeme huzurunda açıklandıktan sonra, taraflardan birinin yalnızca fikir değiştirmesi nedeniyle anlaşmalı boşanmadan dönemeyeceğini ifade etmiştir. Ancak hata, hile, tehdit veya benzeri irade bozukluğu hâllerinin ispat edilmesi durumunda anlaşmalı boşanmaya ilişkin iradenin geçerliliği yeniden değerlendirilebilir.

Karşı oy yazılarında ise farklı bir değerlendirme yapılmıştır. Karşı oy sahiplerine göre, protokolün önemli bir kısmı hükme geçirilmediği için yalnızca mal paylaşımı yönünden değil, anlaşmalı boşanmanın tamamı yönünden bozma kararı verilmesi ve davaya çekişmeli boşanma hükümlerine göre devam edilmesi gerekirdi. Çünkü protokolün eksik yansıtılması, tarafların anlaşmasının bütününü etkileyebilecek niteliktedir.

Bu karar, anlaşmalı boşanma davalarında protokol hükümlerinin duruşmada değiştirilmesi hâlinde, yapılan değişikliklerin mahkeme kararına eksiksiz şekilde geçirilmesinin zorunlu olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda, anlaşmalı boşanmadan sonradan vazgeçmenin ancak irade bozukluğunun ispatı hâlinde mümkün olacağını ortaya koyan önemli içtihatlardan biridir.

Kararın Künyesi: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2013/16198, K. 2013/29202, T. 11.12.2013.

Av. Muhammet Sarıkaya Özeti: Duruşmada değiştirilen veya eklenen protokol hükümleri karara eksiksiz geçirilmek zorundadır; geçirilmezse karar bozulur. Ayrıca anlaşmalı boşanma iradesinden yalnızca fikir değiştirerek dönülemez; dönüş ancak hata, hile veya tehdit gibi irade sakatlığının ispatıyla mümkündür.

Anlaşmalı Boşanmadan Karar Kesinleşmeden Dönülebilir Mi?

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, anlaşmalı boşanma davalarında en çok tartışılan konulardan biri olan karar kesinleşmeden taraflardan birinin anlaşmadan vazgeçip geçemeyeceği konusunda önemli bir içtihat ortaya koymuştur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18.04.2019 tarihli, E. 2017/2-1941, K. 2019/475 sayılı kararına göre, anlaşmalı boşanma kararı verilmiş olsa dahi hüküm kesinleşmeden önce taraflardan biri anlaşma iradesinden dönebilir. Bu durumda dava artık anlaşmalı boşanma olarak sürdürülemez; mahkemenin davaya çekişmeli boşanma davası olarak devam etmesi gerekir.

Karara konu olayda taraflar anlaşmalı boşanma protokolünü imzalayarak mahkemeye sunmuş, hakim de tarafların serbest iradeyle hareket ettiğine kanaat getirerek anlaşmalı boşanmaya karar vermiştir. Ancak karar kesinleşmeden önce davalı eş temyiz yoluna başvurmuş, protokol şartları konusunda aslında anlaşamadıklarını ve iradesinin sakatlandığını ileri sürerek anlaşmalı boşanma iradesinden döndüğünü bildirmiştir.

Yerel mahkeme, tarafların duruşmada serbest iradeleriyle beyanda bulunduklarını ve verilen kabul beyanından sonradan dönülemeyeceğini değerlendirerek ilk kararında direnmiştir. Ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu görüşü benimsememiştir.

Kurul, Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesinde düzenlenen anlaşmalı boşanmanın, klasik anlamda bir kabul veya feragat kurumu olmadığını vurgulamıştır. Anlaşmalı boşanmanın gerçekleşebilmesi için yalnızca tarafların boşanmayı istemesi yeterli değildir. Tarafların boşanma, mali sonuçlar ve çocukların durumu konusunda iradelerinin hüküm kesinleşinceye kadar ortak şekilde devam etmesi gerekir. Bu ortak irade ortadan kalktığında anlaşmalı boşanmanın temel şartlarından biri de ortadan kalkmış olur.

Bu nedenle Hukuk Genel Kurulu, karar kesinleşmeden önce taraflardan birinin anlaşmalı boşanmadan vazgeçmesinin mümkün olduğunu, kanunda bunu yasaklayan herhangi bir düzenleme bulunmadığını belirtmiştir. Böyle bir durumda mahkeme artık anlaşmalı boşanma kararı üzerinde direnemez. Taraflara iddia ve savunmalarını sunmaları için süre verilerek delilleri toplanmalı ve dava çekişmeli boşanma hükümlerine göre yürütülmelidir.

Karar özellikle uygulama açısından büyük önem taşımaktadır. Çünkü birçok kişi, anlaşmalı boşanma kararının duruşmada verilmesiyle birlikte artık geri dönüşün mümkün olmadığını düşünmektedir. Oysa Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, karar kesinleşinceye kadar tarafların anlaşma iradesini sürdürebilmelerinin zorunlu olduğunu açıkça kabul etmiştir.

Bununla birlikte karar, anlaşmalı boşanmanın kesinleşmesinden sonraki sürece uygulanmamaktadır. Hüküm kesinleştikten sonra tarafların yalnızca fikir değiştirmeleri boşanmayı ortadan kaldırmaz. Kesinleşen kararın iptali ancak kanunda öngörülen olağanüstü hukuki yollar veya irade fesadı gibi özel hukuki sebepler kapsamında ayrıca değerlendirilebilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2-1941, K. 2019/475, T. 18.04.2019 kararı, karar kesinleşmeden önce taraflardan birinin anlaşmalı boşanmadan vazgeçmesi halinde davanın çekişmeli boşanmaya dönüşeceğini kabul eden en önemli emsal kararlardan biridir. Bu yönüyle, anlaşmalı boşanma davalarında taraf iradesinin hüküm kesinleşinceye kadar devam etmesi gerektiğini ortaya koyan temel içtihat niteliğindedir.

Av. Muhammet Sarıkaya Özeti: Karar kesinleşene kadar taraflardan biri anlaşmadan vazgeçebilir; bunu yasaklayan hiçbir düzenleme yoktur. Vazgeçme halinde mahkeme anlaşmalı boşanma kararında direnemez; taraflara süre verip delilleri toplayarak davayı çekişmeli boşanma olarak görmek zorundadır. Kesinleşme aşamasını hızla tamamlamak bu riski ortadan kaldırır.

Anlaşmalı Boşanmada Nafakadan Feragat Eden Eş Sonradan Yoksulluk Nafakası İsteyebilir Mi?

Anlaşmalı boşanma sırasında eşlerden birinin nafaka talep etmediğini beyan etmesi, boşanma kesinleştikten sonra yoksulluk nafakası istemesine engel olabilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 06.03.2013 tarihli, E. 2012/3-836, K. 2013/306 sayılı kararı, anlaşmalı boşanma sırasında nafakadan feragat eden tarafın daha sonra boşanma nedeniyle yoksulluğa düştüğünü ileri sürerek yoksulluk nafakası talep edemeyeceğini açıkça ortaya koymuştur.

Karara konu olayda taraflar anlaşmalı olarak boşanmış, boşanma yargılaması sırasında kadın eş kendisi adına nafaka talebi bulunmadığını beyan etmiş ve bu doğrultuda boşanma kararı kesinleşmiştir. Daha sonra ekonomik olarak zor duruma düştüğünü ileri süren kadın, bu kez ayrı bir dava açarak yoksulluk nafakası talebinde bulunmuştur.

İlk derece mahkemesi, anlaşmalı boşanma sırasında nafaka talebinden vazgeçildiğini ve boşanma kararının bu şekilde kesinleştiğini belirterek davayı reddetmiştir. Dosyanın temyiz edilmesi üzerine uyuşmazlık Hukuk Genel Kurulu önüne gelmiştir.

Hukuk Genel Kurulu, anlaşmalı boşanmada tarafların boşanmanın mali sonuçları konusunda nihai iradelerini ortaya koyduklarını, nafaka istenmediğine ilişkin beyanın açıkça “yoksulluk nafakası” ifadesini içermese bile tarafı bağlayacağını değerlendirmiştir. Kurula göre anlaşmalı boşanmanın kesinleşmesinden sonra eşlerden birinin yalnızca boşanma nedeniyle yoksulluğa düştüğünü ileri sürerek yeniden yoksulluk nafakası talep etmesi mümkün değildir.

Kararda ayrıca, anlaşmalı boşanmanın kesinleşmesinden sonra değiştirilebilecek nafaka türünün yalnızca çocuklar yararına hükmedilen iştirak nafakası olduğu vurgulanmıştır. Eş lehine yoksulluk nafakası konusunda ise tarafların anlaşmalı boşanma sırasında ortaya koydukları irade esas alınmalıdır.

Bu karar, uygulamada sıkça karşılaşılan “Anlaşmalı boşanmada nafaka istemedim, sonradan dava açabilir miyim?” sorusuna önemli bir cevap vermektedir. Yargıtay’a göre tarafların boşanma sırasında mali haklar konusunda yaptıkları anlaşma ve nafakadan feragat iradesi, sonradan yalnızca ekonomik durumun kötüleştiği gerekçesiyle ortadan kaldırılamaz.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2012/3-836, K. 2013/306, T. 06.03.2013 kararı, anlaşmalı boşanma sırasında nafaka talebinden feragat eden eşin, boşanma kesinleştikten sonra yoksulluk nafakası talep edemeyeceğini kabul eden temel emsal kararlardan biri olarak uygulamada önemini korumaktadır.

Av. Muhammet Sarıkaya Özeti: Anlaşmalı boşanmada nafaka talep etmediğini beyan eden eş, bu beyanla bağlıdır; boşanma kesinleştikten sonra yoksulluğa düştüğünü ileri sürerek yoksulluk nafakası isteyemez. Kesinleşme sonrası değiştirilebilecek tek nafaka, çocuk lehine olan iştirak nafakasıdır. Feragat beyanı vermeden önce iki kez düşünün.

Anlaşmalı Boşanma Kararının Kesinleşmesinden Sonra Maddi ve Manevi Tazminat Talep Edilebilir Mi?

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, anlaşmalı boşanmanın taraflar açısından yalnızca evlilik birliğinin sona ermesi sonucunu doğurmadığını, aynı zamanda boşanmanın mali sonuçları bakımından da kesin bir tasfiye anlamına geldiğini vurgulamıştır. Kararda, tarafların mahkeme huzurunda boşanma ve boşanmanın mali sonuçları üzerinde anlaşarak boşanmalarına karar verilmişse, sonradan TMK’nın 174. maddesine dayanılarak maddi veya manevi tazminat talep edilmesinin mümkün olmadığı belirtilmiştir.

Somut olayda davacı, anlaşmalı boşanma sonrasında evlilik süresince maruz kaldığı fiziksel şiddet, tehdit ve baskılar nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Yerel mahkeme, davalının kusurlu davranışlarını değerlendirerek davacı lehine tazminata hükmetmiş olsa da Yargıtay bu değerlendirmeyi hukuka aykırı bulmuştur. Hukuk Genel Kurulu, anlaşmalı boşanma davalarında hâkimin kusur araştırması yapmadığını, tarafların da birbirlerine kusur isnadında bulunmaksızın boşanma ve boşanmanın mali sonuçları konusunda uzlaştıklarını ifade etmiştir.

Kararda ayrıca, boşanma kararının kesinleşmesinden sonra TMK’nın 178. maddesi kapsamında açılabilecek davalarda yeniden kusur araştırması yapılamayacağına dikkat çekilmiştir. Çünkü bu tür davalarda esas alınacak kusur, boşanma kararında belirlenmiş olan kusurdur. Anlaşmalı boşanmalarda ise kusur tespiti yapılmadığından sonradan delil toplanarak eşlerden birinin kusurlu olduğunun belirlenmesi ve buna dayanılarak maddi veya manevi tazminata hükmedilmesi hukuken mümkün değildir.

Hukuk Genel Kurulu, tarafların anlaşmalı boşanma ile boşanmanın mali sonuçlarına ilişkin tüm uyuşmazlıklarını nihai olarak çözdüklerini ve hukuki ilişkilerini tasfiye ettiklerini kabul etmiş; bu nedenle boşanmanın kesinleşmesinden sonra açılan maddi ve manevi tazminat davasının reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir. Karar, anlaşmalı boşanma sonrasında TMK’nın 174. maddesine dayanılarak tazminat talep edilemeyeceğini ve anlaşmalı boşanmanın mali sonuçlar bakımından kesin hüküm niteliği taşıdığını ortaya koyan önemli içtihatlardan biridir.

Karar Künyesi: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2-3067, K. 2019/512, T. 02.05.2019.

Av. Muhammet Sarıkaya Özeti: Anlaşmalı boşanma, mali sonuçlar bakımından kesin bir tasfiyedir. Kesinleşmeden sonra TMK m.174’e dayanılarak maddi veya manevi tazminat istenemez; çünkü anlaşmalı boşanmada kusur araştırması yapılmamıştır ve sonradan kusur belirlemesi de yapılamaz. Tazminat düşünülüyorsa protokole yazılmalı ya da çekişmeli yol seçilmelidir.

Anlaşmalı Boşanma Davası Devam Ederken Eşlerden Biri Ölürse Mirasçılar Kusur Tespiti İsteyebilir Mi?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, anlaşmalı boşanma davası devam ederken davacı eşin ölmesi hâlinde, evliliğin ölümle kendiliğinden sona ereceğini ve bu nedenle boşanma davasının konusuz kalacağını belirtmiştir. Böyle bir durumda mahkemenin, boşanma hakkında karar vermesine artık hukuken imkân bulunmadığından “karar verilmesine yer olmadığına” hükmetmesi gerektiği ifade edilmiştir.

Kararda asıl tartışılan husus ise, ölen eşin mirasçılarının TMK’nın 181/2. maddesine dayanarak sağ kalan eşin kusurunun tespitini isteyip isteyemeyeceğidir. Yargıtay, bu hakkın ancak çekişmeli boşanma davalarında kullanılabileceğini, çünkü TMK’nın 181/2. maddesinin uygulanabilmesi için sağ kalan eşin kusurunun ispatlanabileceği bir boşanma davasının bulunmasının zorunlu olduğunu vurgulamıştır.

Somut olayda dava, baştan itibaren TMK’nın 166/3. maddesine dayalı anlaşmalı boşanma davası olarak açılmıştır. Anlaşmalı boşanmada taraflar boşanma konusunda ortak irade açıklamakta, birbirlerine kusur isnadında bulunmamakta ve hâkim de kusur araştırması yapmamaktadır. Bu nedenle, davacı eş hayatta iken dahi tartışılmayan kusur olgusunun, ölümünden sonra mirasçılar tarafından ileri sürülmesi ve ispat edilmeye çalışılması mümkün değildir.

Yargıtay, ölen eşin mirasçılarının haklarının, murisin sağlığında sahip olduğu dava haklarıyla sınırlı olduğunu da özellikle belirtmiştir. Muris anlaşmalı boşanma yolunu seçmiş ve kusura dayalı bir boşanma talebinde bulunmamış olduğundan, mirasçılar da davayı kusur tespitine dönüştüremezler. Başka bir ifadeyle, anlaşmalı boşanma davası mirasçılar tarafından çekişmeli boşanma davasına çevrilemez ve kusur incelemesi yaptırılamaz.

Bu gerekçelerle Yargıtay, davacının ölümü nedeniyle boşanma davası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesini isabetli bulmuş; ancak mahkemenin sağ kalan eşin kusursuz olduğuna ilişkin tespit yapmasını hukuka aykırı değerlendirmiştir. Çünkü anlaşmalı boşanma davasında kusur belirlenmesi mümkün olmadığından, mahkemenin yapması gereken tek işlem, mirasçıların kusur tespiti talebini reddetmek olmalıdır.

Karar Künyesi: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2018/7133, K. 2019/2956, T. 18.03.2019.

Av. Muhammet Sarıkaya Özeti: Dava sırasında eşlerden biri ölürse evlilik ölümle sona erer ve boşanma davası konusuz kalır. Anlaşmalı boşanma davasında kusur hiç tartışılmadığından, mirasçılar TMK m.181/2’ye dayanarak sağ kalan eşin kusurunun tespitini isteyemez; bu hak yalnızca çekişmeli davalarda mevcuttur.

Anlaşmalı Boşanmada “Paylaşacak Bir Malımız ve Eşya Talebimiz Yoktur” Beyanı, Mal Rejiminin Tasfiyesi Hakkından Feragat Anlamına Gelir Mi?

Bu karar, anlaşmalı boşanma protokolü veya duruşma tutanağında yer alan “paylaşacak bir malımız ve eşya talebimiz yoktur” şeklindeki beyanların, sonradan açılacak mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan katılma alacağı, değer artış payı veya katkı payı alacağı davalarını engelleyip engellemeyeceği konusunda önemli bir içtihattır.

Hukuk Genel Kurulu, tarafların yalnızca anlaşmalı boşanma duruşmasında “paylaşacak bir malımız ve eşya talebimiz yoktur” şeklindeki genel ifadeler kullanmasının, tek başına mal rejiminin tasfiyesi konusunda açık bir irade açıklaması olarak kabul edilemeyeceğine karar vermiştir. Bu nedenle, böyle bir beyan bulunmasına rağmen taraflar daha sonra mal rejiminin tasfiyesine ilişkin dava açabilir.

Karara konu olayda taraflar 1989 yılında evlenmiş, 2005 yılında TMK m.166/3 uyarınca anlaşmalı olarak boşanmışlardır. Boşanma duruşmasında her iki taraf da “paylaşacak bir malımız ve eşya talebimiz yoktur” şeklinde beyanda bulunmuş, ancak boşanma protokolünde mal rejiminin tasfiyesine ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Yaklaşık dokuz yıl sonra taraflar birbirlerine karşı mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak davaları açmışlardır.

İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi, tarafların boşanma sırasındaki bu beyanlarının mal rejimini de tasfiye ettiği gerekçesiyle davaları reddetmiştir.

Ancak Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu görüşe katılmamış ve dosyayı bozmuştur. Daireye göre, mal rejiminin tasfiyesi boşanmanın zorunlu fer’isi değildir. Tarafların bu haktan vazgeçtiklerinin kabul edilebilmesi için iradelerinin açık, tereddüde yer vermeyecek ve doğrudan mal rejiminin tasfiyesine yönelik olması gerekir. Sadece “paylaşacak malımız yoktur” şeklindeki genel ifadeler, mal rejiminden doğan katılma alacağı veya diğer tasfiye haklarından feragat anlamına gelmez.

Uyuşmazlık Hukuk Genel Kurulu önüne gelmiş ve Kurul da Özel Dairenin bu görüşünü benimsemiştir.

Kararda öncelikle mal rejiminin tasfiyesinin hukuki niteliği ayrıntılı biçimde açıklanmıştır. Kurula göre edinilmiş mallara katılma rejiminden doğan alacaklar, boşanmanın mali sonuçlarından farklıdır. Boşanmanın mali sonuçları; maddi tazminat, manevi tazminat ve nafaka gibi taleplerdir. Buna karşılık mal rejiminin tasfiyesi bağımsız bir dava konusudur ve anlaşmalı boşanmanın zorunlu unsurlarından biri değildir.

Bu nedenle tarafların anlaşmalı boşanabilmeleri için mal paylaşımı konusunda mutlaka anlaşmaları gerekmez. İsterlerse bu konuyu boşanmadan sonra ayrı bir dava ile de ileri sürebilirler.

Kurul, tarafların boşanma sırasında mal rejimini de tasfiye etmek istemeleri hâlinde bunun mümkün olduğunu, ancak bunun açık ve tartışmaya yer bırakmayacak şekilde düzenlenmesi gerektiğini özellikle vurgulamıştır.

Kararda, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin feragat veya anlaşmanın;

açık,

kesin,

yoruma ihtiyaç bırakmayan,

hangi haklardan vazgeçildiğini gösteren

ifadeler içermesi gerektiği belirtilmiştir.

Buna karşılık “paylaşacak malımız yoktur”, “eşya talebimiz yoktur” veya benzeri genel ifadelerin farklı şekillerde yorumlanabileceği, bu nedenle bunlardan mal rejiminin tasfiye edildiği sonucunun çıkarılamayacağı kabul edilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu ayrıca önemli bir ilkeye de yer vermiştir.

Anlaşmalı boşanma sırasında mal rejiminin tasfiyesi yapılacaksa, bu hususun mutlaka protokolde veya mahkeme kararında açık şekilde düzenlenmesi gerekir. Aksi hâlde tarafların yalnızca genel nitelikteki beyanlarına dayanılarak mal rejiminden doğan hakların sona erdiği kabul edilemez.

Bu karar, uygulamada sıkça karşılaşılan “anlaşmalı boşandık, artık mal paylaşımı davası açılamaz” şeklindeki yanlış inanışın her somut olay bakımından doğru olmadığını ortaya koymaktadır.

Eğer boşanma protokolünde veya mahkeme tutanağında mal rejiminin tasfiyesine ilişkin açık hükümler bulunmuyorsa, sadece “malımız yoktur”, “eşya talebimiz yoktur” gibi genel ifadeler nedeniyle sonradan açılan katılma alacağı veya diğer mal rejimi davaları reddedilemez.

Kararda ayrıca karşı oy yazısı da bulunmaktadır. Karşı oyda, duruşmadaki “paylaşacak bir malımız ve eşya talebimiz yoktur” şeklindeki beyanların mahkeme içi ikrar niteliğinde olduğu, bu nedenle tarafların mal rejimini de tasfiye ettiklerinin kabul edilmesi gerektiği savunulmuştur. Çoğunluk ise bu görüşü benimsememiş; mal rejiminden doğan haklardan vazgeçildiğinin kabulü için çok daha açık ve kesin bir irade açıklaması aranması gerektiği sonucuna ulaşmıştır.

Karar Künyesi:
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2024/2-7, K. 2025/498, T. 10.09.2025.

Av. Muhammet Sarıkaya Özeti: Duruşmadaki ‘paylaşacak bir malımız ve eşya talebimiz yoktur’ şeklindeki genel beyan, mal rejiminin tasfiyesinden feragat sayılmaz. Mal rejimi boşanmanın zorunlu eki değildir; feragat ancak açık, kesin ve hangi haklardan vazgeçildiğini gösteren ifadelerle mümkündür. Aksi halde yıllar sonra bile katılma alacağı davası açılabilir; protokol kaleme alınırken en kritik madde budur.

Çekişmeli Açılan Boşanma Davası, Yargılama Sırasında Anlaşmalı Boşanmaya Dönüştürülebilir Mi?

Evet. Çekişmeli olarak açılmış bir boşanma davası, yargılama devam ederken hatta istinaf veya temyiz aşamasında dahi tarafların ortak irade göstermesi hâlinde anlaşmalı boşanmaya dönüşebilir. Tarafların boşanma, boşanmanın mali sonuçları ile çocukların velayeti ve kişisel ilişki düzenlemesi konusunda anlaşmaya varmaları durumunda, mahkeme bu iradeyi dikkate almak zorundadır.

Somut olayda davacı erkek, evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle çekişmeli boşanma davası açmış, ilk derece mahkemesi davayı kabul etmiş ve davalı kadını kusurlu bularak boşanmaya karar vermiştir. Ancak istinaf incelemesinde Bölge Adliye Mahkemesi, davalı kadının boşanmaya neden olan kusurlu davranışlarının yeterli delille ispatlanamadığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararını kaldırmış ve davanın reddine karar vermiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin ret kararından sonra, taraflar aralarındaki uyuşmazlığı sona erdirerek 06.05.2022 tarihli anlaşmalı boşanma protokolünü imzalamışlardır. Davacı erkek bu protokolü temyiz dilekçesi ekinde Yargıtay’a sunmuş, davalı kadın da ayrıca mahkemeye verdiği dilekçeyle aynı protokol doğrultusunda boşanmaya karar verilmesini talep etmiştir. Böylece her iki taraf da açık şekilde anlaşmalı boşanma iradesini ortaya koymuştur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, dosyaya sunulan protokolü inceleyerek tarafların yalnızca boşanma konusunda değil; boşanmanın mali sonuçları, velayet ve çocukla kişisel ilişki kurulması hususlarında da anlaşmaya vardıklarını tespit etmiştir. Bu nedenle artık uyuşmazlığın çekişmeli boşanma hükümleri kapsamında değerlendirilmesine gerek bulunmadığını belirtmiştir.

Daire, anlaşmalı boşanma kararı verilebilmesi için TMK’nın 166/3. maddesi gereğince hâkimin tarafları bizzat dinlemesi, iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve düzenlenen protokolü uygun bulması gerektiğini vurgulamıştır. Bu nedenle Yargıtay’ın doğrudan anlaşmalı boşanma kararı vermesi mümkün değildir. Yapılması gereken, dosyanın mahkemeye gönderilmesi, tarafların duruşmaya çağrılarak protokolü özgür iradeleriyle kabul edip etmediklerinin tespit edilmesi ve buna göre anlaşmalı boşanma hakkında karar verilmesidir.

Kararda ayrıca önemli bir usul ilkesi de ortaya konulmuştur. Taraflar, çekişmeli boşanma davası devam ederken veya kanun yolu incelemesi sırasında anlaşmaya varmış olsalar bile, bu anlaşma mahkeme tarafından dikkate alınmalıdır. Tarafların ortak iradesini gösteren geçerli bir anlaşmalı boşanma protokolü bulunuyorsa, mahkeme bu protokol doğrultusunda gerekli usul işlemlerini yaparak anlaşmalı boşanma şartlarının oluşup oluşmadığını değerlendirmelidir.

Bu nedenle Yargıtay, Bölge Adliye Mahkemesinin yalnızca çekişmeli boşanma yönünden değerlendirme yaparak davayı reddetmesini hukuka uygun bulmamış; tarafların sonradan sundukları anlaşmalı boşanma protokolünün dikkate alınması, tarafların duruşmada bizzat dinlenmesi ve oluşacak sonuca göre anlaşmalı boşanma hakkında karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle hükmü bozmuştur.

Karar Künyesi: T.C. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2022/10099, K. 2023/661, T. 21.02.2023.

Av. Muhammet Sarıkaya Özeti: Çekişmeli açılan boşanma davası, istinaf veya temyiz aşamasında dahi tarafların ortak iradesiyle anlaşmalıya dönüştürülebilir. Ancak Yargıtay doğrudan anlaşmalı boşanmaya karar veremez; dosya mahkemeye gönderilir, taraflar duruşmada bizzat dinlenir ve protokol denetlenerek karar verilir.

Anlaşmalı Boşanmada Taraflardan Biri Karar Kesinleşmeden İradesinden Dönebilir Mi?

Evet. Anlaşmalı boşanma kararı kesinleşinceye kadar eşlerden biri, boşanmaya veya boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumuna ilişkin irade beyanından dönebilir. Taraflardan birinin anlaşmadan vazgeçmesi hâlinde, anlaşmalı boşanmanın temelini oluşturan karşılıklı irade ortadan kalkacağından, verilen anlaşmalı boşanma hükmü bütünüyle geçersiz hâle gelir. Bu durumda dava artık anlaşmalı boşanma olarak devam edemez; çekişmeli boşanma davası olarak görülmesi gerekir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, anlaşmalı boşanmanın en temel unsurunun tarafların serbest iradeleriyle oluşturdukları ortak anlaşma olduğunu vurgulamıştır. Bu ortak irade yalnızca boşanmayı değil; boşanmanın mali sonuçları ile çocukların velayeti, kişisel ilişki ve diğer fer’ileri konusunda yapılan düzenlemeleri de kapsamaktadır. Karar kesinleşmeden önce bu iradenin ortadan kalkması hâlinde, anlaşmalı boşanmanın hukuki dayanağı da ortadan kalkmaktadır.

Kararda özellikle, karar kesinleşinceye kadar tarafların anlaşmadan dönmesini engelleyen herhangi bir yasal düzenlemenin bulunmadığı açıkça ifade edilmiştir. Dolayısıyla taraflardan biri temyiz aşamasında veya karar henüz kesinleşmeden önce anlaşmalı boşanma iradesini geri alabilir.

Yargıtay’a göre anlaşmanın bozulması yalnızca protokolün belirli hükümlerini değil, anlaşmalı boşanma kararının tamamını etkiler. Çünkü TMK’nın 166/3. maddesi uyarınca verilen boşanma kararı, tarafların boşanma ve boşanmanın tüm fer’ileri konusunda vardıkları ortak iradeye dayanmaktadır. Bu irade ortadan kalkınca anlaşmalı boşanmanın hukuki zemini de sona erer.

Bu durumda mahkeme, davayı kaldığı yerden anlaşmalı boşanma olarak sürdüremez. Artık uyuşmazlık, TMK’nın 166/1 ve 166/2. maddeleri kapsamında çekişmeli boşanma davası olarak görülmelidir. Bunun sonucu olarak taraflara iddia ve savunmalarını ayrıntılı şekilde sunmaları için süre verilmesi, dilekçelerin karşılıklı verilmesi, ön inceleme duruşmasının yapılması, tarafların dayandıkları vakıalar ile delillerinin toplanması ve tahkikat aşaması tamamlandıktan sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekir.

Yargıtay, somut olayda mahkemenin bu usul işlemlerini yerine getirmeden karar vermesini hukuka aykırı bulmuş; anlaşmalı boşanma iradesinin ortadan kalkması nedeniyle davanın çekişmeli boşanma usulüne göre yürütülmesi gerektiğini belirterek hükmü bozmuştur.

Karar Künyesi: T.C. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2018/854, K. 2018/2445, T. 26.02.2018.

Av. Muhammet Sarıkaya Özeti: Anlaşmalı boşanmanın hukuki temeli, hüküm kesinleşene kadar devam eden ortak iradedir. Taraflardan biri temyiz aşamasında bile bu iradeden dönebilir; dönüş yalnızca ilgili protokol maddesini değil anlaşmalı boşanma kararının tamamını geçersiz kılar ve dava dilekçeler, ön inceleme ve tahkikat aşamalarıyla çekişmeli usulde yeniden görülür.

Anlaşmalı Boşanma Kararı Verildikten Sonra Eşlerin Birlikte Yaşamaya Devam Etmesi Kararı Etkiler Mi?

Evet. Anlaşmalı boşanma kararının verilmesinden sonra tarafların uzun süre birlikte yaşamaya devam etmeleri ve kararın kesinleşmesini bilinçli olarak geciktirmeleri, anlaşmalı boşanma iradelerinin samimi olmadığı şeklinde değerlendirilebilir. Bu durumda Yargıtay, Türk Medeni Kanunu’nun dürüstlük kuralını düzenleyen 2. maddesi kapsamında kararın hukuki sonuç doğurmaması gerektiğini kabul etmektedir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 20.04.2009 tarihli, 2009/4466 Esas, 2009/7493 Karar sayılı ilamı bu konuda dikkat çeken emsal kararlardan biridir.

Somut olayda taraflar anlaşmalı boşanma talebinde bulunmuş, mahkeme de boşanmalarına karar vermiştir. Ancak kararın kesinleşebilmesi için gerekli olan tebligat işlemleri yaklaşık iki buçuk yıl boyunca yaptırılmamıştır. Bu süreçte taraflar fiilen birlikte yaşamaya devam etmiş, evlilik birliğini sürdürmüşlerdir.

Dosya Yargıtay önüne geldiğinde temel değerlendirme, tarafların gerçek boşanma iradesine sahip olup olmadıkları üzerinde yoğunlaşmıştır. Yargıtay, boşanma kararı alındıktan sonra iki yılı aşkın süre birlikte yaşamaya devam edilmesini ve kararın bilinçli şekilde tebliğ ettirilmemesini normal bir davranış olarak görmemiştir.

Kararda, tarafların anlaşmalı boşanma yönündeki iradelerinin samimi olmadığı açıkça belirtilmiştir. Çünkü gerçekten boşanmak isteyen kişilerin kararın kesinleşmesini sağlayacak işlemleri geciktirmeleri ve bu süreçte evlilik hayatını sürdürmeleri hayatın olağan akışına uygun değildir.

Yargıtay ayrıca kararın yaklaşık iki yıl altı ay sonra tebliğ ettirilmesini Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralıyla bağdaşmayan bir davranış olarak değerlendirmiştir. Bu nedenle yerel mahkeme kararı bozulmuştur.

Bu karar uygulamada önemli bir ilkeyi ortaya koymaktadır. Anlaşmalı boşanma yalnızca mahkemeye sunulan yazılı iradeden ibaret değildir. Tarafların davranışlarının da bu iradeyi doğrulaması gerekir. Boşanma kararı alındıktan sonra uzun süre evlilik hayatına devam edilmesi ve kararın kesinleşmesinin bilinçli şekilde geciktirilmesi, anlaşmalı boşanmanın temelini oluşturan gerçek ve samimi boşanma iradesini ortadan kaldırabilir.

Dolayısıyla anlaşmalı boşanma kararı verilmiş olsa bile tarafların sonraki davranışları, özellikle uzun süre birlikte yaşamaları ve kesinleşme işlemlerini geciktirmeleri, kararın hukuki geçerliliği bakımından önem taşıyan bir unsur olarak değerlendirilmektedir.

Av. Muhammet Sarıkaya Özeti: Boşanma kararından sonra yıllarca birlikte yaşamaya devam edip kesinleştirme işlemlerini bilinçli geciktirmek, boşanma iradesinin samimi olmadığını gösterir. Yargıtay bu davranışı TMK m.2’deki dürüstlük kuralına aykırı bulmakta ve kararın hukuki sonuç doğurmayacağına hükmetmektedir. Boşanma kararı alındıysa kesinleştirme işlemleri geciktirilmemelidir.

Anlaşmalı Boşanma Sonrasında Nafaka, Tazminat ve Ziynet Alacağı Tekrar Talep Edilebilir Mi?

Anlaşmalı boşanma kararı kesinleştikten sonra nafaka, maddi ve manevi tazminat ile ziynet alacağı gibi taleplerin yeniden ileri sürülüp sürülemeyeceği, büyük ölçüde anlaşmalı boşanma protokolünün içeriğine bağlıdır. Eğer taraflar protokolde bu konularda açık bir düzenleme yapmış veya bu haklardan feragat etmişlerse, sonradan aynı taleplerin yeniden dava konusu yapılması çoğu durumda mümkün değildir. Buna karşılık protokolde bu hususlara hiç yer verilmemişse veya düzenleme açık değilse, olayın özelliklerine göre bu haklar ayrıca değerlendirilebilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 14.12.2023 tarihli, 2023/2307 Esas, 2023/6198 Karar sayılı ilamı bu konuda önemli bir emsal niteliğindedir.

Somut olayda kadın, çekişmeli boşanma davasıyla birlikte nafaka, maddi ve manevi tazminat ile ziynet alacağı talebinde bulunmuştur. İlk derece mahkemesi boşanmaya karar vermiş, ziynet alacağını ise ispatlanamadığı gerekçesiyle reddetmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi tazminat miktarlarını artırmış ancak ziynet alacağı yönünden ret kararını onamıştır.

Dosya temyiz incelemesi sırasında davalı erkek, tarafların daha sonra anlaşmalı olarak boşandıklarını, boşanma kararının kesinleşerek nüfusa işlendiğini ve artık nafaka ile tazminat taleplerinin bulunmadığını bildirmiştir. Dosyaya sunulan anlaşmalı boşanma kararının incelenmesinde ise yalnızca boşanmaya ilişkin değil, boşanmanın mali sonuçları ile ziynet alacağına ilişkin taraf beyanlarının da yer aldığı tespit edilmiştir.

Yargıtay, bu yeni hukuki durumun dikkate alınmadan karar verilmesini doğru bulmamıştır. Daireye göre, taraflar arasında daha sonra kesinleşen anlaşmalı boşanma kararı mevcut olduğundan, bu kararın içerdiği düzenlemeler temyize konu nafaka, maddi ve manevi tazminat ile ziynet alacağı talepleri bakımından mutlaka değerlendirilmelidir. Bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozulmuştur.

Karar, uygulamada önemli bir ilkeyi ortaya koymaktadır. Çekişmeli boşanma davası devam ederken veya sonrasında taraflar anlaşmalı boşanma yolunu tercih etmiş ve bu anlaşmada nafaka, tazminat veya ziynet alacağına ilişkin hükümler düzenlemişlerse, sonraki yargılamalarda bu protokol göz ardı edilemez. Mahkemeler, tarafların son iradesini yansıtan anlaşmalı boşanma kararını dikkate alarak uyuşmazlığı çözmek zorundadır.

Bu nedenle anlaşmalı boşanma protokolü hazırlanırken yalnızca boşanma iradesinin değil, nafaka, maddi ve manevi tazminat, mal paylaşımı, ziynet alacağı ve diğer mali hakların da açık, tereddüde yer bırakmayacak şekilde düzenlenmesi büyük önem taşımaktadır. Aksi halde taraflar arasında yeni uyuşmazlıklar doğabilir veya devam eden davaların seyri önemli ölçüde değişebilir.

Av. Muhammet Sarıkaya Özeti: Boşanma sonrası nafaka, tazminat ve ziynet taleplerinin akıbeti protokolün içeriğine bağlıdır. Taraflar bu konularda düzenleme yapmışsa sonraki yargılamalarda protokol göz ardı edilemez; mahkemeler tarafların son iradesini esas alır. Protokolde ziynet ve mali hakların açıkça düzenlenmesi, gelecekteki tüm uyuşmazlıkları bugünden kapatır.

Çocuğa İştirak Nafakası Konusunda Anlaşma Bulunmuyorsa Mahkeme Nasıl Karar Verir?

Anlaşmalı boşanma davalarında tarafların yalnızca boşanma iradesi konusunda anlaşmaları yeterli değildir. Boşanmanın mali sonuçları ile müşterek çocukların velayeti, kişisel ilişki kurulması ve iştirak nafakası gibi konuların da açık, net ve uygulanabilir şekilde kararlaştırılması gerekir. İncelenen Yargıtay kararında, tarafların iştirak nafakasına ilişkin bir anlaşma yapmamış olmaları halinde mahkemenin nasıl hareket etmesi gerektiği ortaya konulmuştur.

Somut olayda, tarafların boşanması sırasında hâkimin onayına sunulmuş bir protokol bulunmadığı gibi, müşterek çocuğun eğitim giderleri ve iştirak nafakasına ilişkin de herhangi bir düzenleme yapılmamıştır. Yerel mahkeme, çocuğun özel okul kayıt giderinin ayrıca davalıdan tahsiline karar vermiştir. Ancak Yargıtay, bu uygulamanın hukuka uygun olmadığı sonucuna ulaşmıştır.

Kararda, velayet kendisine bırakılmayan anne veya babanın çocuğun bakım, eğitim ve geçim giderlerine mali gücü oranında katılma yükümlülüğünün bulunduğu hatırlatılmıştır. Bu nedenle mahkemenin, yalnızca belirli bir eğitim giderini ayrı bir alacak kalemi olarak hüküm altına almak yerine; çocuğun yaşı, eğitim durumu, yaşam standardı ve tüm ihtiyaçlarını birlikte değerlendirerek uygun miktarda aylık iştirak nafakası belirlemesi gerektiği ifade edilmiştir.

Yargıtay’a göre çocuğun eğitim masrafları da iştirak nafakasının belirlenmesinde dikkate alınması gereken unsurlardan biridir. Bu nedenle okul kayıt ücreti gibi giderlerin ayrıca hüküm altına alınması yerine, bu giderler de hesaba katılarak çocuğun yıllık ihtiyaçlarını karşılayacak uygun bir iştirak nafakası takdir edilmelidir. Böylece hem çocuğun üstün yararı korunacak hem de velayet kendisine verilmeyen ebeveynin mali katkısı kanuna uygun şekilde belirlenecektir.

Kararda yer alan karşı oy yazısında ise, bazı durumlarda özellikle yüksek okul ücretleri gibi dönemsel ve toplu ödenmesi gereken giderler bakımından aylık nafaka yerine belirli eğitim giderlerine ayrıca katkı sağlanmasının da mümkün olabileceği belirtilmiştir. Ancak Daire çoğunluğu, iştirak nafakasının çocuğun tüm ihtiyaçlarını kapsayacak şekilde aylık olarak belirlenmesi gerektiği görüşünü benimsemiştir.

Künye: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 1998/11071, K. 1998/11334, T. 22.10.1998.

Av. Muhammet Sarıkaya Özeti: İştirak nafakası konusunda anlaşma yoksa mahkeme, okul ücreti gibi tek bir gideri ayrı kalem olarak hükmedemez; çocuğun yaşı, eğitimi ve tüm ihtiyaçlarını birlikte değerlendirerek uygun bir aylık iştirak nafakası belirlemek zorundadır. Eğitim giderleri de bu nafakanın hesabında dikkate alınır.

Çekişmeli Boşanma Davası Devam Ederken Taraflar Anlaşmalı Boşanırsa Ne Olur?

Çekişmeli boşanma davası devam ederken tarafların daha sonra ayrı bir dava açarak anlaşmalı şekilde boşanmaları mümkündür. Bu durumda yeni açılan anlaşmalı boşanma davasında verilen karar kesinleşmişse, taraflar arasındaki evlilik hukuken sona ermiş olacağından devam eden çekişmeli boşanma davasının da konusu ortadan kalkar. Yargıtay, bu durumda mahkemenin artık boşanma talebi hakkında kabul veya ret kararı vermesinin mümkün olmadığını, davanın konusuz kaldığı gerekçesiyle karar verilmesine yer olmadığına hükmetmesi gerektiğini belirtmiştir.

İncelenen olayda taraflar arasında karşılıklı açılmış çekişmeli boşanma davaları bulunurken, istinaf ve temyiz süreci devam ettiği sırada taraflar başka bir Aile Mahkemesinde anlaşmalı boşanmış ve bu karar kesinleşmiştir. Davacı erkek de temyiz aşamasında Yargıtay’a sunduğu dilekçeyle anlaşmalı boşanma kararının kesinleştiğini bildirmiştir.

Yargıtay, yaptığı incelemede anlaşmalı boşanma kararının kesinleştiğini tespit etmiş ve evliliğin artık hukuken sona erdiğini kabul etmiştir. Bu nedenle devam eden çekişmeli boşanma davasının esası hakkında karar verilmesinde hukuki yarar kalmadığını, davanın konusuz hale geldiğini vurgulamıştır. Buna bağlı olarak, Bölge Adliye Mahkemesi kararını bozmuş ve konusuz kalan boşanma davası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiğini ifade etmiştir.

Bu karar, çekişmeli boşanma davası devam ederken tarafların sonradan anlaşmalı boşanması halinde, kesinleşen yeni boşanma kararının önceki davayı hukuken konusuz bırakacağını ve mahkemelerin bu durumu resen dikkate alması gerektiğini göstermesi bakımından önemli bir emsal niteliğindedir.

Künye: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/3605, K. 2024/1374, T. 29.02.2024.

Av. Muhammet Sarıkaya Özeti: Çekişmeli boşanma davası sürerken taraflar ayrı bir davada anlaşmalı boşanır ve bu karar kesinleşirse, evlilik hukuken sona erdiğinden devam eden çekişmeli dava konusuz kalır; mahkeme bu durumu resen dikkate alarak karar verilmesine yer olmadığına hükmeder.

Anlaşmalı Boşanmada İştirak Nafakası Talep Edilmemişse Sonradan Nafaka İstenebilir Mi?

Anlaşmalı boşanma protokolünde iştirak nafakasına yer verilmemiş olması, velayet kendisine bırakılmayan ebeveynin çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Yargıtay, iştirak nafakasının tarafların serbest iradesine bırakılmış bir hak olmadığını, kamu düzenine ilişkin bir yükümlülük olduğunu açıkça vurgulamaktadır. Bu nedenle anlaşmalı boşanma sırasında iştirak nafakası talep edilmemiş veya bu konuda herhangi bir hüküm kurulmamış olsa dahi, daha sonra iştirak nafakası talep edilmesi mümkündür.

Somut olayda taraflar anlaşmalı olarak boşanmış, boşanma sırasında müşterek çocuk lehine iştirak nafakası talep edilmemiştir. Yaklaşık dokuz ay sonra velayet sahibi anne, çocuğun tüm giderlerini tek başına karşıladığını ve babanın ekonomik gücü bulunmasına rağmen hiçbir katkı sağlamadığını ileri sürerek iştirak nafakası talebinde bulunmuştur. İlk derece mahkemesi ise boşanmadan kısa süre sonra yeniden dava açılmasını hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirerek davayı reddetmiştir.

Yargıtay bu değerlendirmeyi hukuka aykırı bulmuştur. Kararda, boşanma sırasında iştirak nafakası talep edilmemesinin, çocuğun ergin oluncaya kadar sürecek bakım ve eğitim giderlerinden vazgeçildiği anlamına gelmeyeceği belirtilmiştir. Çünkü iştirak nafakası, çocuğun ihtiyaçları devam ettiği sürece doğan ve işlemeye devam eden bir haktır. Bu hak yalnızca anne veya babanın değil, doğrudan çocuğun korunmasına yönelik olduğundan kamu düzeni kapsamında değerlendirilmektedir.

Yargıtay ayrıca, anlaşmalı boşanma protokolünde nafaka talep edilmemiş olmasının sonradan açılacak iştirak nafakası davasına engel oluşturmayacağını, mahkemenin tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, çocuğun yaşı, eğitim durumu ve ihtiyaçlarını birlikte değerlendirerek uygun miktarda iştirak nafakasına hükmetmesi gerektiğini ifade etmiştir.

Bu karar, anlaşmalı boşanma protokolünde iştirak nafakasına yer verilmemiş olsa bile, çocuğun menfaatinin her zaman ön planda tutulacağını ve velayet sahibi ebeveynin daha sonra iştirak nafakası talep etme hakkının devam ettiğini ortaya koyan önemli Yargıtay kararlarından biridir.

Künye: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2011/9705, K. 2011/16085, T. 20.10.2011.

Av. Muhammet Sarıkaya Özeti: Protokolde iştirak nafakasına hiç yer verilmemesi, çocuğun nafaka hakkını ortadan kaldırmaz. İştirak nafakası kamu düzenindendir ve doğrudan çocuğun korunmasına yöneliktir; velayet sahibi ebeveyn, boşanmadan kısa süre sonra bile bu nafakayı talep edebilir ve bu, hakkın kötüye kullanılması sayılmaz.

Anlaşmalı Boşanma Protokolünde Taşınmaz Devri Kararlaştırılmışsa Mahkeme Tapu Tesciline De Karar Verebilir Mi?

Evet. Yargıtay’a göre anlaşmalı boşanma protokolünde tarafların ortak iradesiyle bir taşınmazın devri kararlaştırılmışsa, mahkeme yalnızca boşanmaya karar vermekle yetinemez. Protokolde yer alan taşınmaz devrine ilişkin düzenlemenin yerine getirilebilmesi için tapu kaydını incelemeli ve şartlar oluşmuşsa tapu iptali ve tesciline de hükmetmelidir.

İncelenen olayda taraflar anlaşmalı boşanma konusunda anlaşmış ve mahkeme huzurunda bu iradelerini açıklamışlardır. Düzenlenen protokolde, davacı adına kayıtlı bulunan taşınmazın 1/2 hissesinin davalı kadın adına devredileceği de açıkça kararlaştırılmıştır. Buna rağmen ilk derece mahkemesi yalnızca boşanmaya karar vermiş, taşınmazın devrine ilişkin herhangi bir hüküm kurmamıştır.

Yargıtay, bu uygulamanın eksik incelemeye dayandığını belirtmiştir. Mahkemenin öncelikle ilgili taşınmazın tapu kaydını getirterek gerçekten davacı adına kayıtlı olup olmadığını araştırması gerektiğini, taşınmazın davacı adına kayıtlı olduğunun tespiti halinde ise anlaşma doğrultusunda 1/2 hissenin iptali ile davalı kadın adına tesciline de karar vermesi gerektiğini vurgulamıştır.

Bu karar, anlaşmalı boşanma protokolünde yer alan malvarlığına ilişkin düzenlemelerin mahkeme tarafından göz ardı edilemeyeceğini göstermektedir. Tarafların protokolde taşınmaz devri, araç devri veya benzeri ayni haklara ilişkin hükümler kararlaştırmaları halinde mahkeme, gerekli araştırmayı yaparak bu hususlarda da infazı mümkün hükümler kurmalıdır.

Kararın Künyesi: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 11.02.2002 tarihli, E. 2002/1350, K. 2002/1781.

Av. Muhammet Sarıkaya Özeti: Protokolde taşınmaz devri kararlaştırılmışsa mahkeme yalnızca boşanmaya karar vermekle yetinemez; tapu kaydını inceleyip şartlar oluşmuşsa tapu iptali ve tesciline de hükmetmelidir. Protokoldeki mal düzenlemeleri infazı mümkün hükümlere dönüştürülmek zorundadır.

Anlaşmalı Boşanma Protokolünde “Başkaca Talebimiz Yoktur” İfadesi Mal Paylaşımı Davası Açılmasını Engeller Mi?

Hayır. Anlaşmalı boşanma protokolünde veya mahkeme huzurunda tarafların “birbirlerinden başkaca maddi ve manevi tazminat talepleri bulunmamaktadır” şeklindeki beyanları, tek başına edinilmiş mallara katılma rejiminden doğan alacak haklarından da vazgeçildiği anlamına gelmez.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun bu kararında, mal rejiminin tasfiyesinin boşanmanın fer’i (ek) niteliğinde olmadığı özellikle vurgulanmıştır. Bu nedenle, tarafların sadece nafaka, tazminat, velayet gibi boşanmanın mali sonuçları konusunda anlaşmaları, mal paylaşımına ilişkin tüm haklarını sona erdirmez. Mal rejiminin tasfiye edildiğinin kabul edilebilmesi için protokolde bu hususun açık, net ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde düzenlenmiş olması gerekir.

Somut olayda taraflar anlaşmalı boşanmış, protokolde davalının davacıya ait evde oturmaya devam edeceği ve tarafların birbirlerinden başkaca maddi ve manevi taleplerinin bulunmadığı belirtilmiştir. İlk derece mahkemesi bu ifadelerden hareketle mal rejimine ilişkin davayı reddetmişse de, Yargıtay bu yaklaşımı hukuka aykırı bulmuştur. Çünkü protokolde edinilmiş malların nasıl paylaşılacağına, mal rejiminin tasfiye edildiğine veya tarafların bu haklarından açıkça feragat ettiğine ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır.

Yargıtay’a göre yalnızca genel nitelikte kullanılan ifadeler veya belirsiz hükümler, eşlerin mal rejiminden kaynaklanan haklarından vazgeçtikleri şeklinde yorumlanamaz. Mal paylaşımı konusunda sonradan dava açılmasının engellenebilmesi için, protokolde hangi malın kime bırakıldığı ya da mal rejiminden doğan tüm haklardan karşılıklı olarak feragat edildiğinin açıkça yazılması gerekir.

Bu nedenle Hukuk Genel Kurulu, anlaşmalı boşanma protokolündeki genel ifadelerin mal paylaşımı davasını engellemediğine, mahkemenin tarafların delillerini toplayarak edinilmiş mallara katılma alacağı talebi hakkında esastan inceleme yapması gerektiğine karar vermiştir.

Kararın Künyesi: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/8-335, K. 2022/850, T. 07.06.2022.

Av. Muhammet Sarıkaya Özeti: ‘Birbirimizden başkaca talebimiz yoktur’ gibi genel beyanlar, edinilmiş mallara katılma rejiminden doğan alacak haklarını sona erdirmez. Mal paylaşımı davasının önünün kapanması için protokolde hangi malın kime bırakıldığının veya mal rejimi haklarından açıkça feragat edildiğinin yazılması şarttır.

Anlaşmalı Boşanmada Taraflar Mahkemeye Bizzat Katılmak Zorunda Mıdır?

Evet. Anlaşmalı boşanma davasında eşlerin mahkemede bizzat hazır bulunmaları ve boşanma iradelerini hâkim huzurunda serbestçe açıkladıklarının tespit edilmesi zorunludur. Taraflardan birinin yalnızca avukatı aracılığıyla temsil edilmesi veya vekilin beyanıyla yetinilmesi, anlaşmalı boşanma kararı verilmesi için yeterli değildir.

Yargıtay’ın incelediği olayda boşanma davası, davacı eş duruşmaya katılmaksızın yalnızca vekilinin beyanı esas alınarak sonuçlandırılmıştır. Oysa Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesi uyarınca hâkim, tarafları bizzat dinlemeli, iradelerini herhangi bir baskı altında kalmadan açıkladıklarına kanaat getirmeli ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumuna ilişkin anlaşmayı uygun bulmalıdır. Bu inceleme yapılmadan anlaşmalı boşanmaya karar verilmesi mümkün değildir.

Yargıtay ayrıca, taraflar mahkemede hazır bulunup anlaşmalı boşanma iradelerini bizzat açıklamazlarsa veya hâkim hazırlanan protokolü uygun görmezse, davanın artık çekişmeli boşanma hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu durumda tarafların delilleri toplanmalı ve evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığı araştırılarak karar verilmelidir.

Bu karar, anlaşmalı boşanma davalarında eşlerin mahkemeye bizzat katılmasının zorunlu olduğunu, yalnızca avukatın beyanına dayanılarak boşanma kararı verilemeyeceğini ve bu usule aykırı verilen kararların bozulacağını açıkça ortaya koymaktadır.

Kararın Künyesi: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2006/10410, K. 2006/17033, T. 06.12.2006.

Av. Muhammet Sarıkaya Özeti: Anlaşmalı boşanmada her iki eşin duruşmaya bizzat katılması ve boşanma iradesini hakim huzurunda açıklaması zorunludur. Yalnızca avukat beyanıyla verilen anlaşmalı boşanma kararları bozulur; taraflar katılmazsa dava çekişmeli hükümlere göre değerlendirilir.

Anlaşmalı Boşanmada Hâkim Tarafların Hazırladığı Protokolün Dışına Çıkabilir Mi?

Anlaşmalı boşanma davalarında eşlerin imzaladığı protokol, boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu bakımından temel belirleyici belgedir. Taraflar bu protokol doğrultusunda boşanmayı talep etmiş ve hâkim de protokolü uygun bularak herhangi bir değişiklik yapmamışsa, mahkemenin sonradan protokolde yer almayan hususlarda farklı bir hüküm kurması mümkün değildir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi de bu kararında, tarafların hazırladığı protokolün mahkemeye sunulduğunu ve hâkimin protokole herhangi bir müdahalede bulunmadığını vurgulamıştır. Buna rağmen mahkemenin, protokolde kararlaştırılan velayet düzenlemesinden ayrılarak farklı bir karar vermesi hukuka aykırı bulunmuştur. Çünkü hâkim, protokolü değiştirmek istiyorsa bunu karar aşamasında değil, tarafların huzurunda gerekli değişiklikleri önererek ve bu değişikliklerin taraflarca kabul edilmesini sağlayarak yapmalıdır.

Kararda ayrıca önemli bir başka ilkeye de yer verilmiştir. Davalı kadın yoksulluk nafakası talep etmediği hâlde mahkeme tarafından kendiliğinden yoksulluk nafakasına hükmedilmesi de usule aykırı görülmüştür. Yargıtay, talep bulunmaksızın nafakaya hükmedilemeyeceğini, ayrıca davalı kadının temyiz dilekçesiyle bu konuda oluşan hakkından da feragat ettiğini belirterek kararın bu yönüyle de bozulmasına karar vermiştir.

Bu karar, anlaşmalı boşanma davalarında taraf iradesinin esas olduğunu, hâkimin protokolü değiştirmeden kabul ettiği durumlarda artık protokol hükümlerinin dışına çıkarak farklı bir karar veremeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır.

Kararın Künyesi: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 14.04.2004 tarihli, 2004/3807 Esas, 2004/4741 Karar sayılı ilamı.

Av. Muhammet Sarıkaya Özeti: Hakim, değişiklik önermeden uygun bulduğu protokolün dışına çıkarak farklı hüküm kuramaz; protokoldeki velayet düzenlemesinden ayrılamaz ve talep olmadan kendiliğinden yoksulluk nafakasına hükmedemez. Taraf iradesi, anlaşmalı boşanmanın mutlak sınırıdır.

Bu 19 içtihadın ortak mesajı nettir: Anlaşmalı boşanma hızlı ve zarif bir çözümdür; ancak affetmeyen bir alandır. Protokole yazılmayan her hak tartışmaya açık kalır, yazılan her feragat kesin sonuç doğurur ve kesinleşmeyen her karar geri dönüş riski taşır. Bu üç dengeyi doğru kuran dosyalar sorunsuz kapanır; kuramayanlar yıllarca süren yeni davalara dönüşür.

11. Karar Sonrası: Kesinleşme, Nüfus, Soyadı ve İddet Müddeti

Boşanma kararının verilmesi sürecin sonu değildir; şu işlemler ve hukuki sonuçlar sizi bekler:

  1. Kesinleşme: İstinaftan feragat dilekçeleri verilerek karar hızla kesinleştirilir; feragat yoksa tebligat ve 2 haftalık sürenin dolması beklenir.
  2. Nüfusa tescil: Kesinleşen karar mahkemece nüfus idaresine gönderilir ve boşanma kütüğe işlenir. Nüfus işlemleri hakkında resmi bilgi için nvi.gov.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
  3. Kadının soyadı: Kadın kural olarak bekarlık soyadına döner. Protokolde düzenlenmişse veya boşandığı eşinin soyadını kullanmakta menfaati varsa, mahkemeden evlilik soyadını kullanmaya devam etme izni alabilir.
  4. İddet müddeti: TMK m.132 gereği kadın, boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 300 gün dolmadan yeniden evlenemez. Bu süre, doğum yapmakla veya kadının gebe olmadığının doktor raporuyla belgelenmesi halinde mahkeme kararıyla kaldırılabilir; iddet müddetinin kaldırılması davası da tek celsede sonuçlanan hızlı bir davadır.
  5. Kimlik ve kayıtların güncellenmesi: Yeni kimlik kartı başvurusu; banka, SGK, tapu ve iş yeri kayıtlarının güncellenmesi.
  6. Protokolün icrası: Protokolde kararlaştırılan taşınmaz devirleri, nafaka ödemeleri ve eşya teslimlerinin takibi. Yükümlülüklerini yerine getirmeyen taraf aleyhine ilamlı icra yoluna başvurulabilir.

12. Dava Reddedilirse Ne Olur? 3 Yıl Kuralı ve Sık Yapılan Hatalar

Anlaşmalı boşanma davasının reddi veya çekişmeliye dönüşmesi, çoğunlukla şu hatalardan kaynaklanır:

  • 1 yıllık evlilik şartı dolmadan dava açılması
  • Taraflardan birinin duruşmaya katılmaması (bizzat dinlenme şartı sağlanamaz)
  • Protokolde mali sonuçların veya çocuklara ilişkin düzenlemelerin eksik bırakılması
  • Hakimin önerdiği protokol değişikliğinin taraflarca kabul edilmemesi
  • Duruşmada taraflardan birinin protokol şartlarına itiraz etmesi veya kararsız kalması
  • Karar kesinleşmeden taraflardan birinin anlaşmadan dönmesi

Bu hallerde dava kural olarak reddedilmez; çekişmeli boşanma davasına dönüşür ve taraflara iddia, savunma ve delillerini sunmaları için süre verilir. Ancak bilinmesi gereken kritik bir kural daha vardır: Boşanma davası herhangi bir sebeple reddedilir ve karar kesinleşirse, TMK m.166/4 gereği aynı olaylara dayanarak 3 yıl boyunca yeni bir boşanma davası açılamaz; 3 yıllık sürede ortak hayat yeniden kurulamamışsa, eşlerden birinin talebiyle fiili ayrılık sebebine dayalı boşanmaya karar verilir. Bu yüzden anlaşmalı boşanma sürecine hazırlıksız girmek, yalnızca zaman kaybettirmez; sizi yıllarca boşanamama riskiyle karşı karşıya bırakabilir.

13. Sık Sorulan Sorular

Anlaşmalı boşanma davası ne kadar sürer?

Avukatla yürütülen ve istinaftan feragat edilen dosyalarda dava açılışından nüfus tesciline kadar süreç çoğunlukla 2 hafta ila 1 ay içinde tamamlanır. Duruşma tek celsedir ve genellikle 10-15 dakika sürer.

1 yıldan kısa evliliklerde anlaşmalı boşanma mümkün mü?

Hayır. TMK m.166/3’teki 1 yıllık süre şarttır. 1 yıl dolmadan boşanmak isteyen eşler ancak genel hükümlere göre çekişmeli dava açabilir ve evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını ispatlamak zorundadır.

Anlaşmalı boşanmada duruşmaya katılmak zorunda mıyım?

Evet. Hakimin tarafları bizzat dinlemesi kanuni zorunluluktur; avukatınız olsa bile her iki eş de duruşmada hazır bulunmalıdır. Yargıtay, yalnızca vekil beyanıyla verilen anlaşmalı boşanma kararlarını bozmaktadır.

Anlaşmalı boşanmadan vazgeçilebilir mi?

Karar kesinleşinceye kadar evet. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı gereği taraflardan biri kesinleşmeden önce anlaşmadan dönerse dava çekişmeli boşanmaya dönüşür. Karar kesinleştikten sonra ise yalnızca fikir değiştirmek boşanmayı ortadan kaldırmaz.

Anlaşmalı boşanmada nafaka istemedim, sonradan isteyebilir miyim?

Kendi lehinize yoksulluk nafakasından feragat ettiyseniz sonradan isteyemezsiniz; Yargıtay bu beyanı kesin kabul etmektedir. Ancak çocuk için iştirak nafakası kamu düzenindendir; protokolde hiç yer almasa bile sonradan her zaman talep edilebilir.

Anlaşmalı boşanma sonrası mal paylaşımı davası açılabilir mi?

Protokolde mal rejiminin tasfiyesi açıkça düzenlenmemişse evet. “Paylaşacak malımız yoktur” gibi genel ifadeler, Yargıtay’a göre mal rejimi haklarından feragat sayılmaz; katılma alacağı davası sonradan açılabilir.

Anlaşmalı boşanma sonrası tazminat istenebilir mi?

Hayır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, anlaşmalı boşanmanın mali sonuçlar bakımından kesin tasfiye anlamına geldiğini; kesinleşmeden sonra TMK m.174’e dayalı maddi ve manevi tazminat istenemeyeceğini kabul etmektedir.

Boşandıktan sonra kadın ne zaman yeniden evlenebilir?

TMK m.132 gereği kadın, kararın kesinleşmesinden itibaren 300 günlük iddet müddeti dolmadan evlenemez; ancak gebe olmadığını doktor raporuyla belgeleyerek mahkemeden bu sürenin kaldırılmasını isteyebilir.

Anlaşmalı boşanma hangi şehirde açılır?

Anlaşmalı boşanmada kesin yetki kuralı uygulanmadığından dava, taraflara uygun herhangi bir ildeki Aile Mahkemesinde açılabilir.

Avukat’a Sor

Anlaşmalı boşanma sürecinizle ilgili aklınıza takılan her soruyu, protokol taslağınızla birlikte doğrudan avukata iletin. Doğru hazırlanmış bir protokol, gelecekteki bütün davaları bugünden önler.

Avukata Danışın (WhatsApp)
Küçükçekmece Boşanma Avukatı
İstanbul Avukat

küçükçekmece avukat

Av. Muhammet Sarıkaya

Avukat Muhammet Sarıkaya, 1995 yılında İstanbul’da doğmuştur. 2009-2013 yılları arasında İstanbul’un en köklü liselerinden biri olan Hasan Polatkan Anadolu Lisesi’nde öğrenim görmüş; 2014 yılında başladığı Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 2018 yılında mezun olmuştur. Lisans eğitimi süresince hukuk teorisi ve uygulamasına yönelik akademik çalışmalarla mesleki gelişimini desteklemiştir. 2019 yılında avukatlık stajını tamamlayarak avukatlık ruhsatını almış ve İstanbul Barosu’na 68766 sicil numarası ile kayıtlı olarak mesleki faaliyetlerine başlamıştır.

Mesleki çalışma alanlarını ağırlıklı olarak ceza hukuku, aile hukuku, miras hukuku, idare hukuku ve tazminat hukuku oluşturmaktadır. Bu alanlarda bireysel ve kurumsal müvekkillere hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmetleri sunmakta; mesleki faaliyetlerini hukukun üstünlüğü, adalet ilkesi, gizlilik ve mesleki etik kurallar çerçevesinde sürdürmekte olup, güncel mevzuat ve yargı kararlarını yakından takip ederek hukuki süreçlerde etkin ve çözüm odaklı bir yaklaşım benimsemektedir.

Avukat Doğrulama: Avukat Muhammet Sarıkaya, İstanbul Barosu’na 68766 sicil numarası ile kayıtlıdır. Avukat Baro Doğrulanması

Hukuki Uyarı: Bu yazı 02.07.2026 tarihinde yayımlanmış olup genel bilgilendirme amaçlıdır; somut olayınıza ilişkin hukuki görüş niteliği taşımaz. Mevzuat ve içtihat değişebileceğinden, işlem yapmadan önce mutlaka bir avukattan güncel hukuki destek alınız.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir